İSTANBUL- MADRİD ve BOGOTA YOLCULARI

24 Mayıs Salı akşamı İzmir-İstanbul uçuşumuzun ardından havaalanında konaklarsak Bogota seyahatimizin yükünün hafifleyeceğini düşünerek yola çıktık. Böylelikle 25 Mayıs Salı sabahı günün erken saatindeki İstanbul-Madrid aktarmalı Bogota uçuşumuz için kendimizi beklemeye alacak zamanımız kalacaktı. Bu bekleme zamanında videolar, fotoğraflar, izlenimler, gözlemler edineceğimizi hayal ederken Bogota uçuşunu aldığımızdan beri peşimizi bırakmayan transit vize sorunu tekrar yakamıza yapıştı. Havaalanındaki görevli ısrarla transit vize olmadan Madrid’den Bogota’ya uçamayacağımızı, uçsak da geri dönmek zorunda kalacağımızı ısrarla söyleyerek bizi oldukça tedirgin etti. Biz de ısrarla, bu konuyu konsoloslukla görüştüğümüzü ve konsolosluğun Madrid-Barajas havaalanında terminal değiştirmediğiniz müddetçe (terminal 1-2-3’ten 4’e geçmek) bir sorun olmayacağını söylediğini belirttik. Görevliyle uzun süren mücadelenin ardından her iki taraf da pes ederek İstanbul havaalanında Madrid işlemlerini tamamlayana kadar bu konuyu askıya alma kararına vardı. Birkaç saat aklımızın bir köşesinde ya uçuşumuz iptal olursa sorusu ve göz kapaklarımızda uykunun ısrarcı çağrısı ile kıvrandık durduk. Gecenin sonunda sadece bir saat uyuyabildik. Yola çıkma düşüncesi bize enerji veriyor ve bizi uyanık tutuyordu. Ama daha da ötesi, havaalanının fotosentez alanı olarak adlandırdığımız bölge hakkındaki bilim kurgu ile karışık düşüncelerimiz bizi epey bir oyaladı. İnsanların yan yana, sınırları belirlenmiş ve içinde az da olsa bitkiler bulunan bir alanda uyuması bize gerçek dışı filmlerden fırlamış sahneleri çağrıştırdı. Bütün insanlık yok olmuş ve sona kalan şanslı birkaç kişi çok özel donanımlarla hazırlanmış bir laboratuvarda geleceği bekliyordu. Kapalı bir alanda yeşermesi beklenen, oksijensiz yaşayamayan çiçeklerle birlikte oksijensiz yaşayamayan insanlık aynı kaderi paylaşıyordu.

Biz kendimizi bu kurgusal konuşmalarımızın etkisinden kurtardığımızda “Haydi, artık gerçek dünyaya dönelim! diyerek havaalanlarının olmazsa olmazı koku sürünmece faslına geçtik. “Nasıl beğendin mi? Bu koku gece görünmeyi sever gibi. Bak bu da gündüz ışığında her ortama uyum sağlayacak gibi. Ne dersin?” Hayır, bu bir yanılgı. Biz birbirimizin ten kokusunu seviyoruz. Yine de kendimize yalan söylemeye gerek yok. Parfüm dünyası olanı olandan başka gösteriyor. Canın sıkkınken sana olmayacak ferahlık hissini veriyor. Her kokunun da ayrı karakteri var. Ama bir karakter satın almak bizim için çok pahalı. Öyle  deme. Olumlu düşün. Ekonomik imkansızlıklar her gün farklı kokular deneme olanağı da çıkarıyor. İyi ki havaalanları var! İyi ki pahalı parfümler pahalı şişelerde ve iyi ki onlar kendi ten kokumuzu bize özel hissettiriyor.

Parfüm faslı da sona erince nihayet uçuşumuz için transit vizeye ihtiyacımız olmadığı ortaya çıktı ve rahatladık. Madrid’e uçuşumuz THY’nin güzel ikramlarıyla geçti. Sonra da Madrid’de güvenlik kontrollerinden bunalışımız, uykusuzluk, pasaport kuyrukları, herkesin birbirine nereden geliyorsunuz dediği bir insan seli… İnsanlar merdivenlerde bile pasaport kuyruğu bekliyor. Oysa hep birlikte içeri girmeli! Hepimiz dünya vatandaşı değil miyiz? Uçuşumuzun Madrid kısmını da atlattık. Tam Bogota kısmına gelmiştik ki o da ne? Kapılar açıldı açılmasına ama iyi ki uçak rötar yaptı. Çünkü bir başka havaalanı görevlisi Kolombiya’dan dönüş bileti almazsak Kolombiya’ya ilk gidişimiz olduğu için sıkıntı yaşayabileceğimizi söyledi. Yorgunluktan bitkin, üzerimize ansızın gelen zorunlu görevlerden usanmış, bu son görevi de tamamladık ve planladığımız rotayı değiştiren bir bilet almak zorunda kaldık. İkinci durağımız Ekvador! Bunu biz mi istedik? Bizim yerimize başka biri mi karar verdi? Kim bilir? İlla ki Ekvador’a geçecektik diye kendimizi olumlayarak Bogota’ya uçuyoruz. Sizlere şu an uçaktan yazıyoruz. On saatlik yolculuğumuzun altısı bitti, dördü kaldı. Eeee bunca çabadan sonra Bogota’ya ulaşmayı hak ettik gibi. Ne dersiniz? Bakalım Bogota’da bizi neler bekliyor.

Yorumlar

  1. Çok şanslıymışsınız. Ben olsam geri dönmüştüm. Ki bu çok başıma geldi.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar