TARİH KİTAPLARINDAN HANGİ MASALLARIN YALANCISIYIZ?


Bogota bizi Eduardo Galeano’nun Ateş Anıları adlı üçlemesinin ikinci kitabı Yüzler ve Maskeler’in açılışı olan bir şiirle karşılıyor:

“Bilmiyorum nerede doğduğumu,

  Bilmiyorum kim olduğumu.

  Bilmiyorum nereden geldiğimi

  Ve bilmiyorum nereye gittiğimi.

 

  Nerede devrildiğini bilmediğim

  Bir ağacın sürgünüyüm ben.

  Acaba nerede benim köklerim?

  Ben hangi ağacın filiziyim?”

 

                                               (Boyaca, Kolombiya’dan halk türküsü)

Bogota şehri gezimizin ilk ayağı olması nedeniyle bizim için oldukça önemli. Gelir farklılıklarının fazla olduğu, bölge bölge değişen fiyatlarıyla buraya uyum sağlamak için en iyisinin buranın insanlarıyla kaynaşmak olduğu yerlerden biri. Tarih kitaplarında sıkça adını geçiren Bogota’nın tarihi 1538 kadar eski bir zamana gidiyor. Kolombiya uzun yıllardır sorunlarıyla sıkça anılan bir ülke.  

Buraya gelmeden insanların anlattığı Bogota ile bizim gördüğümüz Bogota birbirinden çok farklı. Yüzyıllar öncesinin sömürülen, ağır şartlar altında çalıştırılan, varlığı bile önemsenmeyen insanlarının topraklarında arkadaşlık ve dayanışma hüküm sürüyor. İnsanların “aman dikkat edin, tehlikeli!” sözlerinden sonra korkarak geldiğimiz ve burada farklı insanların evlerinde, farklı bölgelerde kalarak (Fontibon, Galeria, Cundinamarca) edindiğimiz tecrübelerimize göre çok da korkacak bir şey olmadığını gördüğümüz sıcacık bir yer Bogota. Dünya’nın her yerinde olduğu gibi olası bir tehlikeye karşı tedbirli olmak lazım. Otobüsler saat 18:00’den sonra kalabalıklaşıyor. Çantanıza dikkat etmeniz en iyisi. Bogota bölge bölge değişen bir yer. Burada yaşayan halkın sizi uyardığı yerlerde dikkati elden bırakmamanız ve eller cepte paralarınıza hakim olarak gezmeniz yeterli.

Size Bogota’da başımıza gelen bir olayı anlatarak burası için anlatılanların tam tersini yaşadığımız gerçek bir hikâyeden bahsetmek istiyoruz. Herkes Bogota ve hırsızlık olaylarını anlatırken, biz telefonumuzu otobüste düşürdük. Calle 170’den Chia kasabasına doğru yola çıkmıştık. Otobüsten inerken yorgunluğun getirdiği dalganlıkla telefonu otobüste düşürmüşüz. Centro de Chia durağında indiğimizden sadece birkaç dakika sonra telefonun yokluğunu fark ettik. Görevlilere azıcık İspanyolca’mızla anlattığımız derdimizi tam iki buçuk saat kadar çözmeye çalıştılar. Sonuçta telefon bulunamadı ama bize gösterdikleri ilgi bizim için yeter. İki kişiyiz kaldı bir telefon, sağlık olsun dedik ve gezimize devam ettik.

Chia kasabasına vardığımızda Muisca yerlilerinin ismini alan kasabanın neşeli insanları ve güzel klisesi Santa Lucia, Tanrıça Chia (Ay Tanrıçası) ‘nın heykeli ile keyifli bir meydanda oturduk. Uzun uzun temiz havayı kokladık.

Muisca yerlilerinin inanışlarını simgeleyen figürleri kasabanın her yerinde görmek mümkün. Fotoğraf çekmeye doyamadığımız bir günü ardımızda bırakarak yola çıktık. Eve erken varmalı ki yarın öğle saatinde Medellin’e uçuşumuz var. Yola zinde çıkmak bizim için önemli.

Bogota’da gezdiğimiz günler; Bolivar Parkı’nın yemyeşil doğası, Usaquen Parkı’nın etrafındaki kafe ve restauranlarından gelen müzik sesleri, çeşit çeşit tadları ve renkleriyle bizi bizden alan meyveleri, bize unutamayacağımız anılar bıraktı.

Teşekkürler Bogota!

 

 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar