EKVADOR’DA DOYA DOYA QUİTO-PAPALLACTA-MİNDO-TENA

Kolombiya’ya girmeden pasaport kontrolünde biraz zorlanmıştık. Ekvador ise bizi çok rahat karşıladı. Quito Mariscal Sucre uluslararası havaalanından şehre mesefa oldukça uzun. Üç otobüs değiştirerek ulaştığımız Quito’da ilk gördüğümüz manzaralar bize Quito’nun tarihi yapısıyla ilgili çok bilgi vermemişti. Ama eski kasaba dedikleri tarihi bölüme ulaştığımızda o kadar çok detay gördük ki nereye gideceğimizi şaşırdık. Yorgun ve bitkindik. Gezilecek çok yer vardı. Sonraki iki günün kısa bir ön turunu yapıp yarın tekrar buraya gelmeye karar verdik. Böylelikle evde gezimize hazırlanacak vakit yarattık. Akşam Ekvadorlu arkadaşımızın da yönlendirmesiyle Quito’dan sonraki iki durak da belli oldu: Papallacta ve Banos.

Quito’da ilk gördüğümüz tarihi yapı Ulusal Yemin Bazilikası oldu. Yüz kırk metre uzunluğundaki devasa yapı bizi büyüledi. Uzun bir süre durduğumuz yerde Bazilika’nın mimarisini inceledik. Güney Amerika Neo Gotik mimarisinin en önemli eseri olan Bazilika gerek üstündeki incelikle işlenmiş hayvan figürleri gerekse bahçede herkesin kolaylıkla görebileceği kutsal kalp kabartmasıyla görenleri şaşkına çeviriyordu.

Ekvador’un başkenti Quito üç yüz yıl İspanya sömürgesi altında kalmış. İspanyollar bu güzel şehre Cennetler şehri demişler. Yalan da değil. Her yeri ayrı güzel Quito’nun. Hele bir de El Panecillo’ya tırmanıp 3000 metre yükseklikten Quito’ya bakıyorsanız… El Panecillo tepesi Quito’nun kanatlı Bakiresi.

El Panecillo tepesinden Quito’ya kuşbakışı; Bağımsızlık Meydanı’nda bulunan Metropolitan Katedrali, San Francisco Meydanı ile San Francisco Klisesi, Santa Domingo Klisesi, La Compania Klisesi, … kırk üç klise!

La Ronda Caddesi’nde de şöyle bir geziniyoruz. La Ronda Quito’nun en eski caddelerinden. La Ronda’da kimler yaşamamış, bu sokaklardan kimler geçmemiş ki… Şairler, yazarlar, müzisyenler, politikacılar… Kafeleri, restaurantları, hiç susmayan müzikleriyle La Ronda kıpır kıpır.

Quito’da üç gün kaldıktan sonra Quito’nun La Armenia bölgesine geçiyoruz. Burası oldukça sakin bir köy. La Armenia’da bir gün dinlendikten sonra Papallacta yollarını tutuyoruz.

Papallacta 3.300 metre yükseklikte bulutların arasında küçücük bir köy. Quito’ya içme suyu sağlaması ile ünlü. Ekvador’da yaz ve kış ayları olmamasına ve yıl boyu sıcak ve yağışlı bir hava görülmesine rağmen Papallacta’da üşüyoruz. Sıcak su termallerine giriyoruz ve bir yanda dağ manzaraları ve doğa diğer yanda sıcak sulardan yükselen buharlar altında keyifli bir gün geçiyor.

Ekvador’da yerliler benzin fiyatlarını, hayat pahalılığını, kendilerinden alınan bütün hakların yokluğunu protesto ediyor. Yollar kapalı. Otobüs terminalleri boş ve sadece yerli halk araçlarıyla seyahat edebiliyor. Çünkü açık olan geçişleri biliyorlar. Biz kapana kısılıyoruz. Gidebileceğimiz tek yerin Mindo ve Tena olduğunu öğrenince önce Mindo’ya sonra Tena’ya geçiyoruz.

Mindo küçücük bir köy. Mindo’da emekli Marco ve eşinin hostelinde kalıyoruz. Ne yazık ki burada kalacak ev arkadaşı bulamadık. Ama Guest House Mindo da konukseverliğiyle ev arkadaşlığını aratmıyor. Mindo’da beş yüzden fazla kuş ve dört yüzden fazla orkide çeşidi bulunuyor ve aynı zamanda rengârenk kelebekleriyle de ünlü. Mindo’da doğaya doyuyoruz. O kadar susamışız ki yeşile, maviyee ve kahveye, kısacası doğanın her tonuna… Artık gözümüz şehir görmek istemiyor, betonları, gürültüyü bir süreliğine hafızamızdan siliyoruz.

Mindo’da doya doya dört günden sonra otobüse atlayıp Tena’ya geçiyoruz. Tena’ya yolculuk biraz zor geçiyor. Arkadaşlarımız bize yardımcı olup Mindo’dan Quito’ya kadar arabayla bırakıyorlar. Quito’da Quitombe terminalinde beş saat bekledikten sonra beş saat süren otobüs yolculuğuyla tüm günü yollarda geçirmiş oluyoruz ve Tena’ya ulaştığımızda bizi sımsıcak bir aile karşılıyor. Arkadaşımızın ailesi güzel bir köy evinde yaşıyor.

Tena’da Amazon ormanlarında yürüyüş yapıp ertesi gün ateşlenip, halsiz düşüp yine de bir Parol ile yola devam diyoruz. Muz ve platanoya doyamayan maymunlar her yerde bize eşlik ediyor. Amazon yemekleri de muz yapraklarına sarılıp pişiriliyor. Bir patates çeşidi olan Yuka’ya da doyuyoruz. Ekvador’a özel Guayusa çayını denemeden Tena’dan ayrılmadık. Guayusa kutsal sayılan ağacının kafein içeren yapraklarından üretilen enerji veren bir içecek. Tena’ya da doyamadık ama yollar bizi bekler. Önümüzde uzun bir Ekvador macerası var.

            Sekiz gündür devam eden protestolar nedeniyle bir süre daha civar köylerde gezmeye devam edeceğiz gibi. Gran Canyon ve Laguna Azul maceralarını geride bırakıp Misahualli planı yapıyoruz ve birazdan çıkacağımız otobüs yolculuğuna hazırız. Misahualli’de görüşmek üzere.

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar