OKYANUS’A AÇILAN ŞEHİR: LİMA

 

İlk yaptığımız plana göre; Lima’ya Ekvador’dan nehir yoluyla geçmek istiyorduk. Ne yazık ki Ekvador’daki genel grev süreci gezimizi oldukça etkiledi ve Ekvador sahil şeridini takip ederek yapacağımız yolculuk zorunlu bir şekilde Ekvador-Peru sınırına kano yolculuklarının ana merkezi olan Coca’ya geçmemiz ile değişti. Coca’dan Peru’nun liman şehri olan Iquitos’a geçmek zorunda kaldık. Amazon nehri size başka bir seçenek tanımıyor. Ekvador’da maddi manevi yıpranmıştık. O yüzden Peru’nun başkenti Lima’ya uçak yoluyla geçmeye karar verdik. Diğer türlü Iquitos’tan Lima’ya 4 gün süren kano yolculuyla uçağa ödediğimiz fiyatın (kişi başı 75 dolar) yarısından biraz daha fazlasını ödeyerek daha çok yorulacaktık.

Lima’ya uçakla 3 saatte ulaştık. Hayatımızda ilk defa bir uçak firmasının otobüs gibi bir şehirde durarak yolcu indirip bindirdiğini görmüş olduk. Uçağımız 1 saat sonra Pucallpa’da durdu. Pucallpa’ya yaklaşırken dağlar bize uçağın içindeymişçesine yüksek geldi. Lima’ya ulaştığımızda akşam olmuştu. Lima merkezde kalacağımız arkadaşlarımız Lima havaalanı çevresinin oldukça tehlikeli olduğunu ve tanıdıkları olan bir taksiyle gelmemizi önerdiler. Biz de öyle yaptık.

Zira Iquitos’ta, en çok turistin olduğu Malecon bölgesinde, meyve satan Peru’lu bir kadının paralarının bıçak zoruyla alındığına tanık olmuştuk. Biz elimizden geldiğince rahat gezerek otobüs kullanmaya, yürüyüş yapmaya devam ettik. Ama ilk defa vahşi bir soyguna tanık olmanın verdiği heyecanla daha çok dikkat eder olmuştuk.

Lima’da ilk durağımız Miraflores oldu. Evimizin bulunduğu San Isidro bölgesinden  yürüme mesafesiyle yalnızca 20 dakika olan Miraflores’te biraz düş kırıklığına uğradık desek yalan olmaz. Alışveriş dükkanlarının bol olduğu bölge bize Peru gelenekleri ve yaşam tarzı hakkında çok bilgi veremediğinden pek de dikkatimizi çekmedi. Restaurantlarda Peru yemeklerinden çok Amerikan, İtalyan, Fransız sofralarını gördük ve en çok da Asya mutfağını. Biz Peru’da olduğumuz için Peru mutfağını merak ediyorduk ve denemek istiyorduk. Neyse ki hükümet sarayının önünde sokak polislerinin kendilerini rehber polis olarak tanıtmalarını fırsat bilip geleneksel Peru yemeklerini nerede yiyeceğimiz hakkında bilgilendik. Miraflores’te 10 dakikalık yürüme mesafesinde, uygun fiyata salaş restaurantlar ve meyve satışını bulabileceğiniz Mercado bölgesini ise oldukça sevdik. Mercado’da Peru geleneksel yemekleri olan Ceviche ve Causa’yı denedik. Ceviche limon suyunda marine edilerek pişirilmiş oldukça özgün bir yemek. Causa ise tavuk, soğan ve patatesin mükemmel uyumunu anlatıyor.

Lima’da sıradaki gezimiz Barranco’ya. Miraflores’ten 40 dakikalık yürüme mesafesinde olan Barranco sıcacık ve samimi bir semt. Bölge, Peru’lu birçok müzisyen, sanatçı ve fotoğrafçıya ev sahipliği yaptığı için bohem bir hayat tarzını benimsemiş. Kafeler, barlar resimler ve grafittilerle süslenmiş, dış cephe boyaları rengârenk. 

Ertesi gün Lima’nın tarihi merkezinde dolaşıyoruz. Koloni dönemi mimarisinin izlerini taşıyan merkez en çok balkonlarıyla dikkat çekiyor. Ahşap balkonlar her geçeni önünde durdurup bir fotoğraf çektirtiyor.

Yorulduk. Soluklanmak için kendimizi bir kafeye atıyoruz. Peru'da hemen hemen her tatlıda manjar bulduğumuz, bir çeşit süt karameli, en çok da alfajoresi sevdiğimiz için molada durup bol bol alfajores yiyiyoruz ve tabi Peru kahvesini de unutmayalım. Peru kahvesi biraz sert bir kahve. Kolombiya kahvesinin çekirdekleri ve namı almış başını yürümüş. Ama Peru kahvesinin de hatırı sayılır bir tadı var. 

Tatlı aramızdan sonra Plaza Mayor'e yürüyoruz. Plaza Mayor’un çerçevesini oluşturan binalar içinde ilk göze çarpan Lima Katedrali oluyor. Rönesans, Gotik, Neoklasik ve Barok gibi birçok farklı mimari tarzı bünyesinde barındııyor.

Meydanı (Plaza Mayor) çevreleyen bir başka bina da Hükümet Sarayı. Adını Güney Amerika’da sıkça duyduğumuz İspanyol konkistador Francisco Pizarro ilk hükümet sarayını inşaa etmiş ve bina bazı değişikliklere uğrayarak bugünlere gelmiş.

Son olarak Lima Belediye Binası ile dikdörtgen tamamlanıyor. Albenili sarı rengi ve kutu cumba balkonlarıyla gözler Belediye Binası’na çevriliyor.

Lima gezimiz bittiğinde Lima’dan 8 saat uzakta olan Huaraz şehrine gidiyoruz. Gece yaptığımız otobüs yolculuğunun sabahı hızla bir otobüse daha binip Caraz şehri yakınındaki Paron gölüne ve Beyaz Dağ’ı görmeye gidiyoruz. Paron gölü 4.155 metre yükseklikte bulunuyor. Çevresinden yukarı çıkılan ve manzara keyfi yapılan dağ ise 6500 metre yükseklikte. En tepeye kadar çıkamasak da 5500 metre yükseklikten göl manzarası ve Peru’nun büyüleyici doğasını izliyoruz. Gölde kanoyla kısa bir tur atıp gölün turkuazına inanamayarak bir daha büyüleniyoruz. Öyle doğal bir renk ki rüyadayız sanki, bir an gölü turkuaza boyamışlar diye bağrışıyoruz ve gülüşüyoruz. Huaraz’dan Lima’ya dönüş ve ertesi gün Lima’ya araçla iki saat uzaklıkta bulunan sahil kasabaları Santa Maria ve San Bartolo’da sakin bir gün geçiriyoruz. Lima’da bizimle olan okyanus Santa Maria’dan da bizi izliyor.  Alabildiğine geniş sularda, deli deli dalgalara deli köpükler… İnsanlar sörf yapıyorlar. Aylardan Temmuz, hava buz gibi soğuk. Arada yalancı bir güneş göz kırpıyor.

Akşam Lima’dan ayrılıyoruz. Haydi otobüs kalkıyor! İstikamet Paracas!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar