LEZZETLİ
COCHABAMBA
La
Paz’dan gelen otobüsten inmemizle birlikte Cochabamba bizi sürprizlerle
karşılıyor. Otobüs terminaline yakın ünlü La Cancha marketi leziz tatlarıyla
kısa bir şehir tanıtımı yapıyor. Mor rengiyle merakımızı arttıran sıcak
içecekten alıyoruz. İsmi Api. Sonradan öğreneceğimize göre Api Bolivya kahvaltılarının
olmazsa olmazı. Sıcacık mor içeceğimiz bize enerji veriyor ve kanımızın
ısınmaya başladığını hissediyoruz. Öyle ya sabahları oldukça serin. Otobüslerde
de sıcak ve soğuğu ayarlayacak klimalar yok. Seyahat eden Bolivyalılar
battaniye, bere ve hatta eldivenle geziyor. Yine de Bolivya’nın kışı bizim
bildiğimiz kışlara benzemiyor. Öğlenleri yükselen sıcaklıklar bize yaz
mevsimini hatırlatıyor. Burada 6 ay yaz 6 ay kış olduğunu öğrendiğimizde
aslında tek bir mevsimin ülkeye hakim olduğunu söylemek güç değil. Kış
aylarından olan Ağustos ayında bile güneş yanığı olmak mümkün. Denizi olmayan
Bolivya’nın kışında öğlen sıcaklarında suya girmek için can atıyoruz.
Şehrin
güneyinden kuzeyine doğru yürürken fakirlikten zenginliğe sadece birkaç sokakta
geçtiğimiz çarpıcı görüntüler bizi bir süre bırakmıyor. Otobüs terminalinin
olduğu şehrin güney bölgesinde dilenen yerliler kuzey bölgesinde yerini iş
sahibi patronlara bırakıyor. Kuzeyde evler bahçeli ve tek katlı, güneyde ise
daha çok iç içe geçmiş apartmanlar var. Yürürken hızlıca gördüğümüz Plaza
Principal ve Kolomb Meydanı bize herhangi bir Avrupa şehrinde olduğumuz
izlenimini veriyor.
Plaza
Principal, diğer adıyla 14 Eylül Meydanı büyük ve tarihi Bolivya Eczanesi,
Metropolitan Katedrali, Eski Ulusal Banka ile çevrelenmiş. Bir de meydanın
ortasında Üç Güzeller Çeşmesi bulunuyor. Yunan mitolojisinin üç tanrısını
temsil eden bakmaya doyamadığımız su çeşmesi; Aglae: Güzellik ve ihtişam
tanrıçası, Thalia: Tiyatro ve şenlikler, Eufrosina: Sevinç ve coşkunun temsilcisi.
Kolomb
Meydanı adından da anlaşılabileceği gibi Amerika’nın kolanizasyonunu başlatan
Christopher Kolomb’a adanmış. Yemyeşil ağaçlarla çevrili meydan Bolivya’nın
dördüncü büyük şehri olan Cochabamba’da yaşanan acı tarihi unutturmak istermiş
gibi. Yakın geçmişte, 1999-2000, şehirde çıkan su savaşlarını, halk bir
zamanlar insanlığın en doğal yaşam hakkı olan suyu bile tedarik edemezken, bu
göz alıcı meydanın aldatıcı güzelliği bizi esir almadan meydandan uzaklaşıyoruz.
Bolivya
tarihini öğrenebildiğimiz “Tambien la Iluvia (Yağmuru Bile)” filminden sahneler
gözümüzün önünden geçiyor. Tarihte köleciliğe karşı çıkan ilk Avrupalılardan Bartolome
de las Casas’ın adını sıkça duyduğumuz şehirde - Bartolome klisesi, Aziz
Bartolome şenliği, Bartolome parkı, Bartolome sokağı gibi- geçmişin izlerini
görmek mümkün. Eşitsizlik ve ekonomik uçurum bizi üzüyor. Öyle ki Cochabamba’nın
kuzeyi olan Queru Queru bölgesinde geçirdiğimiz iki hafta bize bölgenin içinde
yaşadığı lüksü sıkça gösteriyor. Gösterişli arabalar, evler ve iş yerleri
Cochabamba’nın fakir kesimini unutmuş gibi.
Ertesi
günler sakince şehri geziyoruz. Huzur dolu Tunari ulusal parkı, ihtişamlı Saray
Portalları, Alalay gölü etrafında keyifli yürüyüş bizi gençleştiriyor. Bu
sırada Cochabamba’nın ünlü ve lezzetli yemeklerinden tatmayı unutmuyoruz: doyurucu
Chicharron, farklı soslarıyla Saltenas, yumurtalı Silpancho, sebzesi ve etiyle
besleyici çorba Sopa de Mani, kinoalı çorba Sopa de Quinoa ve ismini
hatırlamadığımız daha neler neler…
Konkordato Mesih'i de ziyaret etmeyi unutmuyoruz. Tüm şehri kuşbakışı görebildiğimiz 265 metre yükseklikteki San Pedro tepesinin üzerinde bulunan ve 40 metre uzunluğunda olan dev heykel, Brezilya - Rio de Janeiro'daki benzerinden daha büyüktür. Heykelin yapımına 1994'te modern mimar ve heykeltıraşların iş birliği ile başlanmıştır. Kollarını iki yana açan Mesih, Cochabamba'yı kucaklayan bir görüntü veriyor. Böylelikle şehrin koruyucusu olma özelliğini ve misafirperverliğini temsil ediyor.
Şehirde
geçirdiğimiz süre boyunca en mutlu olduğumuz üç gün Bolivya’nın meşhur
festivallerinden birine gidiyoruz: Aziz Bartolome şenliği. Cochabamba’nın bir
ilçesi olan güzel kasaba Morochata’nın güzel insanlarıyla doyana kadar yiyiyoruz,
içiyoruz. Bizi misafir eden arkadaşımızın köy evinde kalıyoruz. Arkadaşımız
sayesinde biz de festival için davetliler listesine yazılıyoruz. Bolivya
festivallerinin her sene ayrı bir onur konuğu oluyormuş ve bu konuk festivale
katılan herkesin sabah, öğle, akşam olmak üzere üç öğün yemeğini ve içkilerini
karşılıyor. Ayrıca dini bayramlarla ilgili hediyeler de onur konuğundan. Aziz
Bartolome’nin resminin olduğu plaka, atkı gibi küçük hediyelik eşyalar bunlar. Verilenleri
almazsanız üzülüyorlar, darılıyorlar. Yemekler ve içecekler için de durum öyle.
Bir kovada tasla gelen Chicha’yı herkes aynı tastan içiyor. Chicha mısırın
fermante edilmesiyle yapılmış hafif ekşi, sarı bir içecek. Hepimiz büyük bir
ailenin üyeleri gibiyiz. Herkes arkadaş, herkes kardeş. Gece sabahlara kadar
süren Bolivya geleneksel müziği ve danslarıyla ayaklarımız acıyana kadar ayakta
kalıyoruz.
Morochata
içinden nehir geçen, doğasıyla sizi büyüleyen yüksek dağlarla çevrili şirin bir
kasaba. Torotoro ulusal parkına gitmek için plan yaptığımız üç günü burada
geçirdiğimize seviniyoruz. Bundan önceki yolculuklarımızda, özellikle Ekvador
ve Peru’da kaldığımız selva ve doğal alanlar bize yetti. Böylelikle Cochabamba
bizim dinlenme durağımız oluyor.
Buradan
Küba devriminin lideri Che Guevara’nın izinden gidereceğiz ve Che rotasını
izleyerek Bolivya’nın en kalablık şehri Santa Cruz’a geçeceğiz. Bekle bizi ölümsüz
Che!
Yorumlar
Yorum Gönder