CHE GUEVERA’NIN SANTA CRUZ’U

50 yıl önce bu şehirde 39 yaşında gencecik bir beyin öldürüldü. 50 yıl önce bu şehirde bir dönemin güzel çocuklarına yalanlar anlattılar. 50 yıl önce bu şehirde O’na inananlara O’nu unutturmaya çalıştılar…

Che’nin öldürüldüğü şehirdeyiz. Santa Cruz’da geçirdiğimiz iki hafta boyunca zaman zaman aklımıza geçmiş takıldı. Zaman zaman da doyasıya tadını çıkardık bu sıkıcı görünen ama köşelerinden bucağından çıkan yeşil kasabalarıyla, doğasıyla, insanlarıyla büyüleyen şehrin.

İlk haftamızda Barrio El Terrado bölgesinde kaldık. Şehir merkezine çok da yakın olmayan Barrio El Terrado’dan 24 Eylül Meydanı’na gidiş ilk önceliğimiz oldu. Meydan Avrupa Meydanları gibi ihtişamlı ve kalabalık. Söylentiye göre, yeşil, bol ağaçlı meydanda zamanında 80 kadar tembel hayvan yaşıyormuş. Maalesef şu an sayıları 4 e kadar düşmüş ve görmek çok da kolay değil. Kalabalıktan ve sesten rahatsız olan tembel hayvanlar doğal yaşam ortamlarına kaçmışlar. Meydanda geçirdiğimiz gün konserler, danslar, yiyecek içecek, kafeler, alışverişle doluydu. Biz ise daha çok Bolivya geleneksel dansları ve geleneksel yaşamı merakı içindeydik. Ertesi gün Pirata Gölü ve çevresini gezdik. Burada bol bol Bolivya geleneksel yemeklerini tadabileceğimizi söylediler. Ayrıca arkadaşlarımız bizi akşam Pirata Gölü’nde ışık olmadığı için hırsızlık olabileceği konusunda uyardı. Biz de akşam karanlığına kadar birbirinden lezzetli Bolivya yemeklerinin tadını çıkardık. Genellikle patates, mısır ve peynir üçlüsünü kullanan tipik Santa Cruz yemekleri bize daha çok atıştırmalık hissini verdi. Eski tarz taş fırınlarda pişirilen peynir, patates (yuca), mısır (choclo) karşımı yiyecekler enfesti. Şiş kebap gibi şişte servis edilen Taş fırında pişmiş Sonso de Yuca (patatesli peynir kızartması), Cunape (peynir, patates, süt), Pan de Arroz (pirinç ekmeği), Humintas ( mısır kabuğuna sarılmış anasonlu peynir kızartması) denedik. Mısır, tarçın, anason, şeker, su karışımı Tojori’den de içmeyi ihmal etmedik. Bol bol Bolivya müziği dinlediğimiz, danslarını izlediğimiz bir gündü. Bolivya geleneklerini tanımak adına Pirata Gölü ve çevresini şehir merkezinden daha çok sevdik.

İlerleyen günlerde genelde dinlenerek bir günümüzü de Santa Cruz hayvanat bahçesinde geçirerek bir haftayı tamamladık. Hayvanat bahçesi hayatımızda ilk defa gördüğümüz Tembel Hayvan, And Kondoru (Güney Amerika akbabası), Tucan kuşu gibi ilgi çekici türlerin bulunduğu geniş alanlı ve oldukça yeşil bir bahçe. Sonraki haftanın başlangıcında Espejillos şelalesine gittik. Aslında planımız Espejillos’dan daha büyük olan Jardin de las Delicias’a gitmekti. Ama maalesef El Torno bölgesindeki protestolar yolu kapatmıştı. Biz de San Jose ilçesinden kamyonete binerek 50 dakika süren taşların ve su kalıntılarının üstündeki sarsıntılı yolculuğumuza başladık.

Espejillos şelalesi saat 16:00’ya kadar açık. Şelaleye ulaşana kadar 15 dakika bir yürüyüş yapıyorsunuz. Suyun izlediği yol küçük doğal havuzcuklarla kaplı. Şelalenin kaynağına ulaştığınızda insanların bu doğal kaynak suyundan içme suyu doldurduklarını görebilirsiniz. Tabi akan şelalenin altında güçlü ve gürültücü suyun altında durmayı başarabilirlerse! Santa Cruz’un kışında olmamıza rağmen Ağustos ayı 35 dereceyi bulan nemli, rüzgârlı ve bize göre aşırı sıcak bir havaydı. Şelalenin buz gibi sularında doya doya iki saat geçirdik.

Eve döndüğümüzde yorgunluktan erkenden uyuyakalmışız. Ertesi sabah Santa Cruz’un bir ilçesi olan Cotoca’ya yolculuk bizi bekliyordu. Alarmımız sabahın 07:00’sinde ötünce hızla hazırlanıp Cotoca’nın yolunu tuttuk. Cotoca küçük şirin bir kasaba. Geleneksel Bolivya yemeklerini Santa Cruz’da yediğinizin yarı fiyatına yiyiyorsunuz. Santa Cruz’da bir poşetini (6 adet küçük) 10 BVS’ye aldığınız Paraguayos Cotoca’da sadece 5 BVS. Paraguayos Bolivya’da çok tüketilen bir tatlı çeşidi. Tarçınlı çörek diyebileceğimiz Paraguayos’u pek beğenemedik. Santa Cruz’da 10 BVS’ye aldığımız Sonso da aynı şekilde Cotoca’da 5 BVS. Tüm gün tıka basa yiyoruz.


Santa Cruz’dan ayrılma zamanımız geldi. Ama Santa Cruz şehrinin dışında Santa Cruz’a bağlı olan köylere uğramak var aklımızda. Che rotasını izliyoruz. Che’nin yaptığı gibi Santa Cruz’dan sonra Samaipata köyüne geçiyoruz. Şehir merkezinden kalkan trufiler Samaipata’ya kişi başı 30 BVS’ye iki buçuk-üç saatte ulaşıyor. Samaipata turistik olmuş, kafeler ve restauranlarla dolu küçük bir meydanla bizi karşılıyor.

Köyün meydanından 15 dk uzaklıkta bulunan El Fuerte (İnka kalıntıları) için mototaxi 5 BVS ve içeri giriş 50 BVS. Kalıntılar bir dağın en yüksek tepesinde korunmuş. Dağınık hâlde bulunan tüm kalıntıları görebilmek için dağda yaklaşık 2 buçuk saat süren zorlu bir yürüyüş sizleri bekliyor.

Toplamda 4 gün kaldığımız bu şirin köyde bir günümüzü de Cuevas şelalesini görmek için ayırıyoruz. Cuevas şehir merkezinden kalkan trufilerle Samaipata’ya 40 dakika uzaklıkta. Santa Cruz’un değişken havası şelalenin soğuk sularına girmemize pek izin vermese de dayanabildiğimiz kadar suda kalıyoruz. İçeri giriş kişi başı 10 BVS.


Samaipata gibi küçük bir köyü Santa Cruz’da yaşayan herkesin dilinde yapan bir diğer neden de büyük Ambroso Parkı. Park Samaipata’ya … mesafe uzaklıkta ve sizi içeri rehbersiz almıyorlar. Biz de Peru ve Ekvador’da oldukça fazla doğal alan gördüğümüz için buraya girmemeyi tercih ettik ve yolumuza Vallegrande’ye ulaşarak devam ettik.

Öncelikle trufiyle Mairana’ya geçtik. Mairana Samaipata’ya sadece 10 dk mesafede. Mairana’dan otobüse atlayarak Vallegrande’ye 3 saatlik yolculuğumuzu gerçekleştirdik.

Vallegrande’ye ulaştığımızda Che rotasının turizm acentalarında sıkça görülmesi bizi biraz hayal kırıklığına uğrattı. Tüm yaşamı boyunca eşitlik için savaşmış Che’nin mezarına girmek 10 BVS. Aynı şekilde müzesi ve tek kadın gerilla Tanja’nın mezarını ziyaret etmek de. Che’yi ve Tanja’yı ve silah arkadaşlarını zengini, fakiri herkes ziyaret edebilmeli ve Che’nin hayatı halka açık olmalı.

Che ve Tanja’nın cesetleri 30 sene boyunca Vallegrande’de gizli tutulmuş. Şu an ikisi de Küba’ya taşınmış. Che’nin ve silah arkadaşlarının yattığı mezarda Peru, Bolivya ve Küba bayrakları var. Üç ülkeden de gerillalar ölmüş.

İçimiz buruk Vallegrande’den Sucre’ye geçmek için ayrılıyoruz. Sucre’yi çok methettiler. Biz de merakla 7 saatlik yolculuğumuzu tamamlıyoruz. Haftasonları Vallegrande’den Sucre’ye direk otobüs olmaması nedeniyle önce Mataral’e geçiyoruz, sonra buradan bir ikinci otobüse biniyoruz. Yolculuk kişi başı 80 BVS tutuyor. Sucre’de görüşmek üzere.

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar