BİR ZAMANLAR İHTİŞAM VE
GÜÇ, ŞİMDİ İSE SADECE POTOSİ-UYUNİ
Sucre’den
Potosi’ye 2.5 saat süren kısa otobüs yolculuğumuz sırasında gördüğümüz dağ
manzaraları bizi Potosi hakkında önceden bilgilendirmek ister gibiydi.
Potosi’de indiğimizde de yüksek dağlarla çevrili bir zamanların gümüş zengini
şehir bizi buz gibi kuru kışıyla karşıladı.
Potosi'de maden yataklarına turlar düzenleniyor. Ama biz geçmişin acılarının yaşandığı yerleri görmemeyi tercih ediyoruz. Hakkında oldukça kötü hikâyeler okuduğumuz madenler birçok yerlinin canını almış.
16.yy.da
gümüş İspanyol sikkelerinin basıldığı şehir Potosi neler görmemiş ki! Ulaşımın
oldukça kısıtlı olduğu zamanlar lamalar Zengin Dağ (Cerro Rico)’dan gümüşleri
sırtlarında taşımışlar. Şehir merkezinden rahatça görülebilen Gümüş Tepesi bize
büyük efsaneyi fısıldıyor:
Beyaz
Kral olduğu düşünülen Huayna Capac, Kızılderilliler’e büyük ve güzel dağa çıkıp
madenleri açmalarını emreder. Ancak Kızılderilliler tepeye çıkıp, dağın
damarlarını açmak üzereyken ürkütücü bir sesle ortalık titrer: “Gümüşü bu
tepeden çıkarmayın, çünkü o başkaları, sahipler içindir.” Kızılderilliler geri
dönüp İnka hükümdarı Huayna Capac’a durumu anlatırlar ve olanlardan bahsederken
kendi dillerinde kükreme anlamına gelen “Potocsi” kelimesini kullanırlar.
Potocsi, bir harf düşerek bu zamana gelir ve Potosi olur.
Gümüşü
takas amaçlı kullanan İnkalar zenginliği doğada arıyorlardı. Oysa İspanyollar
için ne yazık ki durum aynı değildi. İspanyollar Potosi’ye geldiklerinde altın
ve gümüş çıkarmak uğruna 15.000 yerli insanı katletti. Yerli işçilerin
tükenmesi üzerine Afrika’dan 30.000 köle getirtildi ve ne yazık ki onlar da
İnka yerlileriyle aynı kaderi paylaşarak öldüler.
UNESCO Dünya Mirası Alanı olan Potosi’nin
tarihini şehir merkezinde yaşamak mümkün. Gotik katedrali, koloni dönemi
cumbalı balkonları, İspanya Kraliyet ailesi darphanesi, 18.yy manastırı ile
hâlen ihtişamını koruyor. Kısa bir not:
10 Kasım Bağımsızlık Meydanı’nda bulunan Özgürlük Heykeli, Amerika’nın
simgesinden sadece 4 yıl sonra ve aynı heykeltraş tarafından yapılmış.
Dünya’nın
ikinci en yüksek şehri olan Potosi’de yükseklik hastalığına yakalanmamak elde
değil. Bol sıvı tüketmeniz, mate çayı içmeniz öneriliyor. Yer yer deniz
seviyesinden 4100 metre yüksekliği bulan şehirde sık sık kalp atışlarınızın
sesini duyabilirsiniz. Korkmayın, bir iki gün konaklamadan sonra vücudunuz bu
ritme alışacaktır.
Rakımdan
dolayı FIFA sporcuların hayatını riske atacağını söyleyerek oyunları yasaklamış. Öyle ki bu koşullarda nefes
almakta güçlük çekiyorsunuz ve hareketleriniz yavaşlıyor, çok çabuk
yoruluyorsunuz.
Potosi’nin
geleneksel festivalleri Ağustos ayında olduğu için üzülerek Uyuni’ye geçiyoruz.
Eylül sonundayız ve Uyuni’nin çöl ikliminin Potosi’den daha soğuk geçeceği
söyleniyor.
Uyuni
şehir merkezinde yapacak çok fazla bir şey yok. Biz bir gece konaklıyoruz ama
ilgilenenlerin hiç şehirde kalmadan tur almalarını tavsiye ederiz. 2 gece 3 gün
süren turumuzu bireysel gerçekleştirebilmek imkansız. Otobüsler çölden
geçemiyor ve sadece 6 kişilik özel dayanıklı araçlarla bu tura
çıkabiliyorsunuz.
Turun
ilk günü: İlk durağımız Bolivya Tren Mezarlığı. Kulağa ilginç geliyor değil mi?
Eğer sadece mezarlık ve tuz gölünü ziyaret etmek istiyorsanız 10 BS’ye Uyuni
otobüs duraklarının olduğu yerden kolektife binebilirsiniz. Ancak tuz gölü 12
bin km kare ve uçsuz beyazlık üzerinde rehbersiz kaybolma olasılığınız çok
yüksek. 19.yy başlarında önemli bir ulaşım ağı oluşturan Uyuni’de daha da büyük
bir tren ağı oluşturulmak istenmiş. Ne yazık ki teknik zorluklar ve komşu
ülkelerle olan anlaşmazlıklar nedeniyle bu proje gerçekleşememiş. Tren
mezarlığı 20.yy başlarında İngiltere’den ithal edilen, tuz rüzgârları yüzünden
işlevsiz kalan, ölü trenlerle dolu. Ölü devasa trenlerin görsel etkileyiciliği
çöl ve tuz rüzgârlarının içinde daha bir anlam kazanıyor. İkinci durağımız, Dünya’nın
en büyük tuz gölü olan Uyuni Tuz Gölü’nün tuzlarının işlemden geçirildiği
küçücük bir köy, Colchani. Salar de Uyuni’de bulunan 10.000 milyon ton tuzun her
yıl 25.000’i bu köyde işleniyor. Colchani tuz gölüne gitmek için bir başlangıç.
Tuz müzesini ziyaret edip öğle yemeğimizi burada yetişen quinoa ile yapıyoruz.
Sırada
göller bölgesi var. Siloli çölüne yerleşmiş birbirinden güzel ve rengârenk
gölleri ziyaret ediyoruz. Flamingo çeşitliliği bakımından dünyadaki 6
flamingonun 3 ünü içinde barındıran göllerde Bolivya, Şili ve And flamingoları
var. Renkleri siyah, kırmızı-pembe ve beyaz. Flamingolar Laguna Blanca (beyaz
göl), Laguna Colorado (renkli göl), Laguna Verde (yeşil göl) ve diğer göllerin
üzerinde oldukça narin duruyor. Sanki kıyıya yaklaşmamak için uğraşıyorlar.
Sonradan öğreniyoruz ki zaten genel olarak gölün ortasında minarellerden
beslenen flamingolar kıyıya çok yaklaşmazmış.
Siloli
çölünde rüzgârlarla oluşan taş yapıları görmek için ünlü Taş Ağaç’ın (Arbol de
Piedra) olduğu bölgeye gidiyoruz. Burada Taş Ağaç gibi pek çok oluşum var. Ama
en güzelleri Taş Ağaç. Aynı bir ağaç gövdesi gibi taştan oluşmuş bir yapı.
Gezimizde
bir de Incahuasi Adası’nı ziyaret ediyoruz. Boyu 12 metreyi aşan kaktüslerin
bulunduğu küçük bir adacık. Kaktüsler her yıl 1 mm büyüyerek milyonlarca yılda
bu hâle gelmişler.
Sol
de Manana (Sabah Güneşi)’ni şaşırarak izliyoruz. Alanda yoğun volkanik
hareketler var ve bol miktarda kükürt kaynakları bulunuyor. Maskeyle buhar
havuzlarına bir göz atıp hemen aracımıza atlıyoruz. Oldukça soğuk ve kükürt
kokusu çok ağır.
Son
günümüzde Bolivya-Şili sınırını geçerek San Pedro de Atacama’ya geliyoruz. Atacama
çölünü geçmemiz gerekiyor. Ama çöl öylesine büyük ki Şili’ye geçtiğimizde
birkaç şehir boyunca bu çölü takip etmek zorunda kalacağız.
Yorumlar
Yorum Gönder