BİRAZ
TANGO, BİRAZ TARİH
Filmlerden
fırlamış gibi…
Bu
şehre gelmeden önce kim bilir kaç kez ne büyük cümleler geçti aklımızdan.
Tarih
kokuyor… … … Tangonun başkenti…
Buenos
Aires İspanyolca güzel hava demek. 16. yy dan bu yana köklü bir tarihi olan
şehir 19. ve 20. yy da Avrupalı göçmenlerin gelmesiyle, özellikle İtalyan
göçmenler, farklı kültürleri bünyesinde toplamış.
En
önemli meydanlarından Mayıs Meydanı Buenos Aires gezimiz sırasında önceliğimiz
oldu. 25 Mayıs 1811’de Mayıs Devrimi sonrasında bağımsızlığını kazanan Arjantin
için meydan protestoların ve önemli
kutlamaların yapıldığı bir meydan.
Meydanı
çevreleyen önemli binalardan olan Pembe Ev (Casa Rosada) orijinal hâlinde inek
kanı karıştırılarak boyanmış ve o günden sonra orijinal rengine sadık kalınmış.
Bu binanın önünde 1977’de yürüyüşe başlayan Mayıs Meydanı Anneleri, askeri
cuntada kaybolan 30.000 evladını arayan anneler. Hâlen her Perşembe günü Pembe
Ev’in önünde anneleri görmek mümkün.
Köklü
değişiklikler geçiren Arjantin, bir zamanlar Dünya’nın en zengin ülkeleri
arasındaymış (100 yıl kadar önce). Buenos Aires’i çevreleyen Avrupa mimarisinin
izleri de eski şehir hakkında bize bir ipucu veriyor.
Mayıs
Meydanı’nı çevreleyen bir başka önemli bina ise Arjantin’in kurucusu General
San Martin’in mezarının olduğu bina. San Martin yalnız Arjantin’in değil Güney
Amerika’nın bağımsızlığının kahramanı olarak biliniyor.
Mayıs
Meydanı’ndan çok değil bir 10 dakika yürüyüş mesafesinde Florida Caddesi’ne
ulaşıyoruz. Cadde Arjantin’in en önemli ticari caddelerinden biri olma özelliği
taşıyor. Geç 1800’lerde Avrupa modasını takip eden caddede gösterişli dükkanlar
yer almış. Cadde üzerinde San Martin, Paz, Anchorena, Ortiz Basualdo sarayları
yer alıyor. Erken 1900’lerde zenginler caddeyi terk etmişler ve Florida Caddesi
şimdiki hâlini almış. Bol bol alışveriş dükkanlarının olduğu, kalabalık bir
cadde. Tango severler cadde üzerinde ücretsiz küçük şovlar izleyebilirler.
Florida
Caddesi’nden dünyaca ünlü 9 Temmuz Bulvarı’na kadar yürüyoruz. Bulvar 140 metre
genişliğiyle dünyanın en geniş bulvarı olma özelliğine sahip. Şehrin
kuruluşunun 400. Yıldönümü anısına inşa edilen Buenos Aires Dikilitaşı 9 Temmuz
Bulvarı’na daha bir önem katıyor. Protestolar için dikilitaşı seçen
protestocular pek çok kez pankartlarını bu yüksek inşaanın tepesine asmışlar.
Şehirde
geçirdiğimiz dolu dolu iki haftanın tam bir gününü La Boca’ya ayırıyoruz.
Tarihi bir öneme sahip La Boca, bugünkü Puerto Madero limanının merkezi hâline
gelmiş. La Boca’nın en bilinen bölgesi Caminito’nun sizi tangoya davet eden
rengârenk sokakları, her zaman dansa hazır olmanız konusunda uyaran müzikli
kafe ve barları burayı her daim canlı tutuyor. Yirminci yüzyıla River Plate ve
Boca Juniors futbol takımlarıyla damgasını vuran La Boca, çoğu Cenevizli olan
İtalyanların Arjantin futbolunu La Boca’dan tüm dünyaya tanıtmasıyla daha da
ünlenmiş. Bölgede bulunan La Bombonera stadyumu da buradaki turizmi
canlandırıyor. Her yer Maradona ve Messi posterleriyle, hediyelik eşyalarla
dolu.
Buenos
Aires kalabalık bir şehir. Gezilecek, görülecek yerleri de çok. Bu şehri gezmek
için birkaç gün pek yeterli değil. Şehrin dokusunu ve kültürü anlamak bizim
için oldukça önemli. Başka bir günümüzü Palermo bölgesine ayırıyoruz. Palermo
Hollywood ve Palermo Soho kendinizi lüks bir şehrin sokaklarında hissettiriyor.
Bir zamanların zengin Arjantin’inin film stüdyoları, şık restoranları burada
bulunuyor. Çok beğendiğimiz duvar resimleriyle süslü sokaklar bir süre sonra
kalabalık geliyor. Kafe ve barların çeşitliliği ve her saat gençlerle dolu olan
sokakları sıcak havada bizi biraz bunaltıyor. Aynı bölgeden çıkmayarak, biraz
daha sakinlik arayışı içinde Buenos Aires’in çok da bilinmeyen ilginç bir
bölümüne geçiyoruz. Burası Palermo Soho’da yer alan Villa Freud. Arjantin’de
hemen hemen herkesin bir psikologu var. 120 kişiye 1 psikologun düştüğü Buenos
Aires’te psikanalizin babası Sigmun Freud bu mahalleye adını vermiş. Şehrin
diğer kesimlerinden farklı gelen yüksek binalarda yaşayanları merak ediyoruz.
Apartman zillerinde Arjantinli psikologların adlarını buluyoruz. Bir kahve içip
bölgeden ayrılıyoruz ve yine Palermo semtinde yer alan Japon Bahçesi’ni ziyaret
ediyoruz. Bahçe Japonya’dan sonra en büyük Japon Bahçesi olarak kayıtlara
geçmiş. Kendinizi bir masalda gezer gibi hissettiğiniz bahçe Palermo Holywood
ve Soho’nun kalabalık hayatından tamamen uzakta dinlenebileceğiniz huzur vaat
eden bir yer.
Buenos
Aires’te son günlerimiz. San Thelmo Tango ritimlerinin sık duyulduğu, Buenos
Aires’in en eski mahallelerinden biri. 19. Yüzyılın başlarında bölgede aristokrat
aileler yaşamış. 19. Yüzyılın sonlarına doğru baş gösteren sarı humma
salgınıyla göç başlamış ve bölge eski değerini kaybetmiş. Ta ki San Thelmo’yu
canlandırmak için antika pazarlar düzenlenene dek. Bugün San Thelmo
sokaklarında yürüdüğümüzde bizi karşılayan Dorrego Meydanı bitmeyen tangonun
müziğini çalıyor. Biraz ileride göçmenlerin ihtiyaçlarını karşılamak için
açılan tarihi San Thelmo pazarı sizi buluyor. Pazarda antika eşyalardan, dünya
gastronomisine çeşitli alanlarda merak ettiklerinizi bulmak mümkün. San Thelmo’da
neler yok neler… Buenos Aires’in 200 yıldır yaşayan en dar evi; Minimal ev 2,3
metre genişliğinde ve 13 metre uzunluğunda. Söylentiye göre inşaa edildiğinde
köle evi olarak kullanılan bina şu anda Arjantin’in eski tarihini bağımsızlıkla
birleştiren bir simge görevi görmekte.
Güney
Amerika gezimizde her ne kadar güzel mezarlıkları gezmekten sıkılmış olsak da
Recoleta Mezarlığı’nı görmeden olmaz diyerek yola çıkıyoruz. Arjantin’in en
önemli siyasi figürlerinden Juan Peron ve eşi Eva Peron’un yattığı mezarlık tek
kelimeyle büyüleyici. Mezarlığın mimarisi, heykeller ve stili Paris’teymişsiniz
gibi bir his uyandırıyor. Ama yine de biz mezarlıkları sevemiyoruz ve kısa bir
gezintiden sonra kendimizi Recoleta Kültür Merkezi’ne atıyoruz. Mezarlığın
kasvetini üstümüzden atmak için gerçekleşen bir sergiye katılarak biraz
neşeleniyoruz. Recoleta Kültür Merkezi şehre bohem bir hava vermiş. Hemen
karşımızda bize göre şehrin en etkileyici yeri olan, yaşlı bir ağaç görünüyor.
Ağacın kolları yerlere uzanmış ve demir çubuklarla desteklenmiş. Ağaç 1826’dan
beri burada ve güzel Recoleta Meydanı’nı koruyor.
Buenos
Aires gezimizin son sürprizlerinden El Ateneo Grand Splendid Recoleta semtinde
bulunan bir kitapçı. Önce tiyatro sonra sinema şimdi de kitapçı olan Grand Splendid
100 yılı aşkın zamandır burada faaliyet gösteriyor. Kahvenizi tiyatro
sahnesinde yudumlarken kitabınızı okumak ve kendinizi tarihin içinde hissetmek
inanılmaz bir keyif veriyor.
El
Ateneo’dan sonra Tiyatro Colon’a yolumuzu düşürüyoruz. Colon tiyatrosu dünyanın
en iyi ikinci konser akustiğine sahip ve büyüklüğü nedeniyle dünyanın en iyi opera
salonlarından birisi olma özelliğine sahip. Ne yazık ki bilet almak için aylar
önceden yer ayırtmanız gerekiyor. Tarihi tiyatroda opera izlemek 4.000 Arjantin
Pesosu, 240 tl.
Gece
hayatının ışıltılarından Corrientes Bulvarı’nda yürürken tiyatroların
sıklığından başımız dönüyor. Carlos Gardel gibi önemli isimlerin sahne aldığı Odeon,
Politeama gibi günümüzde kullanılmayan tiyatrolar burada bulunuyor. Tiyatro ve kitapçılarının
çokluğuyla bilinen Buenos Aires’te her 100.000 kişiye 20 kitapçı düşüyor. Aynı
zamanda sokak sanatlarını izlemek için de Buenos Aires kaçırılmaması gereken
bir şehir.
Buenos
Aires’ten ayrılma zamanımız geldi. İnternetten kişi başı 10.000 Arjantin Pesosu
(600 TL) vererek aldığımız biletimiz sadece 3 saat süren bir yolculukla bizi
Uruguay’a bırakacak. Puerto Madero rıhtımından kalkan teknemiz yarın sabah
Uruguay, Colonial del Sacramento kasabasına gidecek. Bu akşam yeni bir ülke
görecek olmanın heyecanıyla uyuyacağız.
Yorumlar
Yorum Gönder