GÜNEY BREZİLYA ve GAUCHO KÜLTÜRÜ, PORTO ALEGRE

Porto Alegre turistlerin kalmayı çok fazla tercih etmediği bir şehir. Genel olarak Uruguay’dan Brezilya’ya geçişi sağlamak amaçlı birkaç saat dinlence yeri yani bir çeşit geçiş istasyonu olarak biliniyor. Burada bir gece konaklamayı seçenler de ertesi gün Brezilya’nın güzel sahillerine yol almak için güzel bir uyku çekmiş oluyor. Bizim için ise mümkün olduğunca her şehir görülmeyi hak ediyor. Uzun bir yolculuk yaptığımız için gittiğimiz yerlerde kısa süreli gezenlere nazaran her şehri benimseyerek ve insanının, geleneğinin dokusunu anlamaya çalışarak rahatça kalabiliyoruz. Zaten bize göre, bir parçamız artık Güney Amerikalı. Öyle ya, yaklaşık bir yıldır buradayız. Nereye giderseniz oradan bir parça alıyorsunuz yanınıza. Gelecekteki gezmelerinizde geçmiş anılarınız geliyor aklınıza ve tüm dünyanın bir olduğunu, zamanla nereli olup nereden geldiğinizin öneminin kalmadığını anlıyorsunuz.



Şehir gezimizin ilk gününde hâlâ üstümüzden atamadığımız yorgunluğumuzdan Farroupilha Parkı’nda dinlenerek kurtuluyoruz. Çok büyük bir park olan Farroupilha’nın tasarımı da bir o kadar zahmetli olmuşa benziyor. Su kaplumbağalarının evi olan bir havuzu çevreleyen yeşillikler ve sessizlik sizi alıp uzaklara götürüyor. Yeterince dinlendiğimize ikna olunca şehir merkezinin yolunu tutuyoruz. Yol üzerindeki ilk durağımız Guaiba Gölü. Porto Alegre’ye modern şehir havası veren gölün etrafı yürüyüş ve bisiklet yoluyla çevrelenmiş. Asla kaçıramayacağınız büyüklükte bir yapı olan elips şeklinde tasarlanmış futbol stadyumunu görüyoruz. 

Sıcaktan dayanamayacağız galiba diyerek otobüse atlıyoruz ve Porto Alegre marketinde iniyoruz. Otobüs 4 Brezilya Reali yani kişi başı 15 TL. Otobüs fiyatları ve Uber fiyatları birbirine çok yakın ama biz otobüsle kârda olmayı tercih ediyoruz. Halk marketi 1860’lı yıllardan beri insanlara hizmet veriyor. İçeride en çok gördüğümüz kuru et ve mate çeşitleri oluyor. Mate Brezilya’nın güneyinde Arjantin ve Uruguay kadar olmasa da çok tüketiliyor. Burada gördüğümüz mate çimen yeşili ve toz hâlinde. Daha önce içtiklerimize göre biraz daha farklı bir tadı var. Türkiye’de Brezilya cevizi dediğimiz burada ise Brezilya meyvesi, Brezilya yemişi olarak adlandırılan lezzetli büyük kuruyemişi hemen hemen her yerde görüyoruz. Marketten bir şey almadan çıkıyoruz. Adalet Sarayı, Halk Kütüphanesi, Sao Pedro Tiyatrosu, Piratini Sarayı, Metropolitan Katedrali’ni gezdikten sonra şehirde en sevdiğimiz bina olan Mario Quintana’ya gidiyoruz. Pembe kültür evi bizi pek hoş bir sürprizle karşılıyor. Şansımıza kahve tadımı yapılıyor ve Brezilya kahvesi Güney Amerika gezimiz sırasında içtiğimiz en iyi kahve.  (Kolombiya kahvesinin hatırı sayılır tadını da unutmamak lazım.) Birkaç adım ileride Nossa Senhora das Dores Bazilikası var. Bazilikanın dışı içinden daha gösterişli ve cezbedici.

Dönüş vakti geldi. Evsizlerin bol olduğu şehirde gece geç vakitlere kalmamaya çalışıyoruz. Hava serinlediğinden bu defa yürümeyi tercih ettik. Eve dönüş yolunda yaklaşık 100 yıl kadar eski olan tarihi Otavio Rocha Viyadüğü’nden geçiyoruz.

Bir saatlik bir yürüyüşün ardından evde yemek yapmak zor geliyor ve arkadaşlarımızla güneyin ünlü hamburgeri X Burger yemeğe gidiyoruz. Kişi başı 21 Brezilya Reali ödeyerek (77 TL) bu enfes tadın keyfini çıkarıyoruz. Hayatımızda bir hamburgeri hiç mısır ve bezelyeli görmemiştik!

Yemeğin üstüne evde arkadaşımız bize geleneksel Brezilya tatlısı Brigadeiro yapıyor. Yoğunlaştırılmış süt, kakao ve tereyağı gibi üç basit malzemeyle hazırlayabileceğiniz enfes bir tatlı! Brezilyalılar için brigadeiro olmazsa olmaz pratik bir mutfak becerisi. Güzel bir sohbet eşliğinde tatlımızı yiyiyoruz. Evlerinde kaldığımız iki farklı Brezilyalı arkadaşımız da bize Gaucholardan bahsediyor. Öğrendiğimize göre, Gaucholar Brezilya’nın güneyinden gelen insanlar. Yalnız güney Brezilya’da değil Arjantin, Uruguay, Güney Şili’nin bazı bölgelerinin insanları için de bu terim kullanılıyor. Gaucho, Kuzey Amerika’nın kovboy terimiyle kabaca aynı anlama geliyor. Gauchoların kendine has bir giyimi, özel olarak şapka ve bir tarz boyun bağı, var. At üstündeler ve biz anlatılanlardan güney Brezilya’nın en güzel insanları olarak onları hayal ediyoruz. Sohbette konuştuğumuz bir başka konu da burada yaşayan beyaz ırk kadar siyah ırkın da olması. Arkadaşlarımız bugün bile, siyah ırkın maruz kaldığı baskılardan ve ırk eşitsizliğinden söz ediyor. Sokaklarda gördüğümüz fakirler genelde siyahtı ve güzel Brezilya için bu tablo oldukça üzücü.

Porto Alegre’den ayrılma kararı aldığımızda otobüs biletlerinin fiyatı bizi şok ediyor. Porto Alegre-Florianopolis kişi başı 163 Brezilya Reali yani 600TL . Brezilya’nın güneyinde gitmek istediğimiz çok yer var. Özellikle Santa Catarina bölgesi saklı bir cennet. Ama ne yazık ki bize en mantıklı gelen herkesin öve öve bitiremediği Florianopolis’e gitmek oluyor. Florianopolis’i tercih etmemizin bir başka nedeni de Couchsurfing’de kalacak arkadaşlar bulmuş olmamız. Brezilyalı bir arkadaşımız da BlaBlaCar’ın Brezilya’da hayat kurtardığını söyleyince hemen otobüs masrafından kurtulmak için arkadaşımızın tavsiyesiyle BlaBlaCar’da iyi şoförleri araştırıyoruz. Çok daha önceden yüklediğimiz aplikasyonla, ki senelerdir kullanıyoruz, 170 Brezilya Realine yani 625 TL’ye 6 saatlik yolculuğumuz başlıyor. Böylelikle, tobüsle giderek yapacağımız 1 kişi masrafına BlaBlaCar’la 2 kişi gidiyoruz.

Yalnız şoför biraz fazla hızlı çıkıyor. Şansımıza dolmuş tarzı küçük bir arabanın en arkasında kah oturup kah kalkalarak zıplaya zıplaya ünlü Florianopolis’e varıyoruz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar