SAO PAULO- RIO ve MUHTEŞEM RIO!


Sao Paulo evimiz gibi oldu. İki gün daha Paulistalar gibi yaşıyoruz. Dahası bu defa Sao Paulo’yu bir durak olarak kullandık diyelim. Buradan Rio de Janeiro’ya geçmek için otobüs biletimizi aldık. Bilet fiyatları bize Sao Paulolu arkadaşımızın sürprizi oldu. Arkadaşımızın bir instagram uygulamasıyla aldığı bilet kampanya fiyatına dahil. Kendisi bu kampanyadan yararlanamayacağını söyleyince bileti onun koduyla biz satın aldık. Böylelikle Sao Paulo-Rio ve Rio-Sao Paulo gidiş dönüş iki kişi otobüs bileti fiyatı bize toplamda 80 Brezilya Reali yani 320 TL’ye mal oldu. Eğer arkadaşımız yardım etmeseydi, tek kişinin gidiş otobüs fiyatı bile aldığımız dört bilet fiyatından fazla olacaktı.

Rio’ya ulaştığımızda yine Couchsurfing’den arkadaşlarımızın yardımıyla evimize ulaşıyoruz. Bizi arabayla otobüs durağından alıyorlar. Çünkü Portekizce’yi çat pat anlayan bizim için sabahın 5’ inde derdimizi anlatarak eve ulaşmak biraz zor olabilirdi. İspanyolca’yı tam öğrendik derken Portekizce’ye geçmek bizim için sürpriz oldu. Olsun tüm engellere rağmen işte buradayız. Sonunda çok merak ettiğimiz büyüleyici şehir Rio de Janeiro’dayız!


Rio de Janeiro hakkında bilgileri bir süredir araştırıyoruz. Daha doğrusu gideceğimiz yerler hakkında her zaman öncesinden uzun bir araştırma yapıyoruz. Ama Rio bizim için sürprizlerle dolu bir şehir oldu. Gezilecek yerleri çok olduğu kadar Rio hem yüksek binalarla süslü bir şehir hem de doğal bir orman özelliklerini taşıyor. İçinde neler yok neler tarih, parklar, plajlar, festivaller… Rio’yu tanımak için en az 6 ay kalmalı diye düşünüyoruz ama ne yazık ki o kadar zamanımız yok.

Hızlı bir başlangıç yaparak Grumari plajına gittik. Arkadaşlarımız bizi gezdirmek istediler. Öyle ki Rio’da arabasız gezmek biraz zor. Şehrin çeşitli yerlerinde yapılacak aktiviteler var. Rio bildiğimiz şehir merkezine gidip bitirilecek tarihi şehirlerden değil. İşin içine tarih dışında bir de şehirdeki plajlar ve ormanlar girince ne yapacağınızı şaşırıyorsunuz.

Grumari plajı Rio’daki ilk günümüzde bizi büyüledi. Kumun üstünden çıkan Rio’da sık gördüğümüz sarmaşıklar ve yemyeşil bir doğayla birleşen turkuaz, mavi yeşil okyanusa atladık. Şimdiye kadar sadece Rio’da gördüğümüz ve çok faydalı bir uygulama olan denizin tehlikeli ve tehlikesiz yerlerine göre dikilen renkli bayraklar bizim için bugünün en önemli konusu oldu. Sonradan öğrendiğimize göre, bu bayraklar Brezilya sahillerinde çok kullanılıyormuş. Eğer bir Brezilya sahilinde kırmızı bayrak görürseniz bu tehlike demek oluyor. Deniz bu bölgede çok dalgalı ve akıntı çok şiddetli. Yeşil bayrak az riski, sarı bayrak da orta riski temsil ediyor. Tabi bu uygulamanın aslında dünyanın her yerinde kullanılan sahil güvenlik renkleri olduğunu da çok sonradan fark ettik.

Güneş tam tepemizde bir de deniz anasıyla ilk defa karşılaştık ve dersimizi aldık. Hayvanın temas ettiği bölge hemen kızarmaya ve kabarcıklanmaya başladı. Deniz anası tene temas edince yapılacak ilk şey temiz ve bol suyla o bölgeyi yıkamakmış.

Sıcaklığın bizi kavurduğunu hissettiğimizde serinlemek için tamamen farklı bir güzergâhta olan Jardim Botanico bölgesindeki Parque Lage’ye gittik. Park sık ağaçların verdiği serinlik ve gölgeli alanlarla bizim için bulunmaz bir yer oldu. Bir de parkın içinde eskiden şeker fabrikası olan şimdi ise sanat günleri ve kafe olarak kullanılan eski bir mülk var. Bu bina görsel sanatlar okuluna da ev sahipliği yapmakta. Kurtarıcı İsa Heykeli’ni bahçesinden görebileceğiniz eski konak Rio için en önemli mimari yerlerden biri. Görsel olarak bir şenlik sunan Lage Parkı göletler, yapay adalar ve küçük mağaralarla gidilmezse olmaz denilecek yerlerden.

Artık yorulduk. Eve dönüyoruz. Yarının planı şimdiden yapıldı bile. İstikamet tam yol deniz ve güneş! Copacabana ve Ipanema sahili boyunca yürüyeceğiz ve arada kalan Arpoador plajını göreceğiz. Yine uzun bir gün olacağa benziyor.

,

Güney Amerika yolculuğumuzun heyecanla beklediğimiz Brezilya sahilleri bölümüne devam ediyoruz. Yüzmeyi seven bir çiftiz. Hatta birbirimize defalarca denizsiz yaşayamayacağımızı itiraf ettik. Deniz bizim için nefes almakla eş değer. Rio’nun sahillerini dünyanın en güzel sahilleri arasına sokan birçok seyahat sitesini şimdi daha iyi anlıyoruz. Şehrin ortasında cennet sahiller ve üstelik ücretsiz! Copacabana, Ipanema, Arpoador sahillerini boylu boyunca yürüyoruz. Bir yandan Brezilya el sanatları ve Brezilya müziğinin kulağımızı okşayan Bossa Nova ve Samba’sı diğer yanda evsizler ve uyuşturucu bağımlıları. Brezilyalı arkadaşlarımızla gezdiğimiz için bir kez daha mutlu oluyoruz. Öyle ki Brezilya’da pek çok defalar “gringo” yani yabancı olarak adlandırılan Gökhan’ın renkli gözleri ve uzun boyu bize pek yardımcı olmuyor. Ben orta boylu bir esmer olarak Brezilya’da görünüşümün getirdiği avantajdan yararlanıyorum. Bugünü de böyle bitirdik.

Sürekli plan yapmamıza rağmen daha ağırdan almaya ve Rio’yu doyasıya yaşamaya karar verdik. Görünen o ki burada bir ay kadar kalacağız.

Gelecek durağımız Rio’nun Niteroi ilçesi. Rio eyaletinde yer alan Niteroi yine Brezilyalı arkadaşlarımızla gittiğimiz bir bölge oluyor. Rio’yu Riolu gibi yaşıyoruz ve yaşayacağız. Niteroi’yi Niteroi yapan Niteroi Sanat Müzesi ve Icarai sahilini geziyoruz. Niteroi Tepesi’nden Rio’yu izliyoruz. Kurtarıcı İsa Heykeli yine manzaramıza takılıyor. Güneşi bu tepeden batırmak için geri geleceğiz. Riolular güneş batımını en güzel buradan izleyebileceğimizi söylediler. Sahilde arkadaşlarımız Brezilya yolculuğumuz boyunca bizi bırakmayan geleneksel bir Brezilya içkisi, Capirinha hazırlıyorlar. Sahilde bol bol güneşleniyor ve denize giriyoruz. Öyle ya, güneşin altında tüm gün gezmek zor olacak. Brezilya’nın her an serinleyebileceğiniz bu güzel sahilleri olmasa sıcaklığa dayanmak çok zor olurdu.

Rio’yu yaşıyoruz ama aklımıza da Rio’yu dillerden düşürmeyen favelaları gelmiyor değil. Merakla Rocinha favelasına gidiyoruz ve turistik turların bile düzenlendiği bu favela öyle ekranlarda anlatılan kadar tehlikeli bir yer değil. Brezilyalı arkadaşlarımızdan öğrendiğimize göre, tehlikeli favelalara Brezilyalılar bile yalnız girmeyi tercih etmiyorlar. Hatta girmeyi tercih etmiyorlar. Maalesef insan olarak ekranlarda gördüğümüze kendimizi kaptırıp Rio’yu yalanlarla öğrenmişiz. Rocinha tepesinden Rio’ya baktığımızda gelir eşitsizliğini görebiliyoruz. Bir tarafta yükselen gökdelenler ara ara da favelalar ve fakirlik. Rocinha’da bir öğle yemeği yiyiyoruz. Turistik bir favela olmasına rağmen, Brezilyalı arkadaşlarımız olmasa çok da rahat edebileceğimiz bir yer değil. Dönüş yolunda arkadaşımızın polis arabasına (kendisi Brezilyalı bir polis) çarpıp kaçıyorlar. Hatta karşıdan gelen araç o kadar hızlı gidiyor ki plakayı almakta zorlanıyoruz.

Biraz yalnız gezme düşüncesine girdik. Yalnızken Rio’nun nasıl bir yer olacağını merak ediyoruz. Ama arkadaşlarımız bizimle son bir plan yapmışlar. Onlar olmasaydı bu büyüleyici şehri böyle dolu dolu yaşayabileceğimizi düşünmüyorum. Bugün Tijuca Parkı’na gidiyoruz. Tijuca Dünya’nın en büyük şehir ormanı. Ormanın içinde Rio’nun en yüksekten akan şelalesinin altında buz gibi sularda serinleyebilir, çayınız kahvenizle küçük bir piknik yapabilirsiniz. Biraz sabırlı olursanız Amazon Ormanları’nın tembel hayvan ve dev kemirgenleri gibi bazı hayvan türlerini de görme şansınız olacaktır.

Bir iki gün dinlendikten sonra baş başa bir tura çıkıyoruz. İlk durağımız Kesmeşeker Dağı oluyor. Dağa ismini veren tarihi olaylar Brezilya’nın sömürge tarihine damgasını vuran şeker ticaretinden ileri geliyor. 16.yy da Brezilya ve Portekiz arasında taşınan şeker blokları koni şeklinde olduğu için ve Portekiz gemileri dağın yanındaki limana yanaştığı için dağa bu isim verilmiş. Gerçekten şeker konisini andırıyor. Dağın en tepesine telefirikle çıkıp Rio de Janeiro manzarasını 396 metre yükseklikten izleyebilirsiniz. Bize pahalı gelen (55 USD yani 205 Brezilya reali) bu turistik aktiviteyi yapmaktan vazgeçip dağın yanındaki Praia Vermelha-Kızıl Plaj’a gidiyoruz. Plaj ismini kırmızı renk tonuna sahip kumların güneş ışınları altında yarattığı renklerden alıyor.

Rio de Janeiro plajlarına doyduğumuzda bir de şehir merkezini gezelim istiyoruz. Rio şehir merkezi tüm Brezilya’da olduğu gibi Portekiz mimarisine ev sahipliği yapıyor. İlk durağımız Guandu nehrinin sularıyla beslenen Carioca Su Kemeri oluyor. 18. Yy ortalarında inşaa edilmiş bu kemer şehrin suyunu sağlamak için çok uzun süre boyunca, yaklaşık bir yüzyıl kadar, kullanılmış.

Carioca kemerlerinde bir fotoğraf çektirip Selaron Merdivenleri’ne doğru yol alıyoruz. Carioca’dan 5 dakikalık yürüme mesafesinde yer alan merdivenler rengârenk mozaiklerle süslü. Göz dolduran mozaikler her ülkeden izler taşıyor. Ayrıca çini, seramik ve aynalarla süslenmiş kırmızı renklerin öne çıktığı görsel şölen Şilili sanatçı Jorge Selaron tarafından yapılmış. Merdivenlerin hikâyesi kendisi kadar büyüleyici değil maalesef. Çok üzücü olan bu hikâye şöyle: Lapa merdivenlerinde yaşayan sanatçı Selaron harap olmuş bu merdivenleri yeniden hayata döndürmek için bir fikirle kolları sıvamış. Fikri hayat bulduğunda ise ortaya Selaron merdivenleri çıkmış. Ancak sanatçı bir sabah kendi süslediği merdivenlerde ölü bulunmuş.

Selaron Merdivenleri’nin etrafını gezecek olursanız duvarlar büyük anlamlar taşıyan grafitilerle boyanmış. Pek çok insan buradan şehir merkezine yürümeyi tehlikeli bulsa da biz yürümeyi sevdiğimizi ve tehlikeye alıştığımızı düşünerek Rio şehir merkezine yaklaşık 1.5 saat kadar yürüyoruz.

Rio’da bulunan Portekiz Kraliyet Okuma Kabini’ni ziyaret ediyoruz. Çarpıcı bir kitap koleksiyonu bulunuyor. Bu devasa kütüphane kapılarını 1887’de açmış. Rio de Janeiro o zamanla Brezilya İmparatorluğu’nun başkentiymiş. Koleksiyon Güney Amerika sömürge tarihinin başlangıcı olan 1500’den beri yazılmış çok sayıda esere ev sahipliği yapıyor. Şu anda daha çok Brezilya Ulusal Kütüphanesi olarak adlandırılan Portekiz Kraliyet Okuma Kabini, Latin Amerika’nın en büyük ve dünyanın yedinci en büyük kütüphanesi özelliklerini taşıyor. Tarihi ise 1800 lü yıllara dayanıyor. Burası dünyanın en güzel kütüphanelerinden biri demeli.

Sonraki durağımız Portekiz Kraliyet ailesinin zamanında açılan Yüksek Federal Mahkeme oluyor. Brezilya Bağımsızlık Bildirgesi, İmparatorluk Anayasası’nın kabulü bu mahkemeden geçmiş.

Tekrar yürümeye başlıyoruz. Portekiz mimarisinden kendimizi koparıp modern dünyaya adım atıyoruz. Yolumuz önce Amanha Müzesi (Yarının Müzesi) ne düşüyor. Burası bir bilim müzesi. Böyle olunca müzenin mimarisi de oldukça ilginç. Sürdürülebilir şehirler ve ekolojik bir dünya özlemiyle ve umuduyla tasarlanmış.

Buradan Eduardo Kobra’nın Dünya’nın en büyük duvar grafitilerini yaptığı ünlü caddeye kadar yürüyoruz. Cadde Yarın’ın Müzesi’nden yarım saat kadar yürüme mesafesinde. Yerlilerin yüzlerini resmeden devasa grafitiler yanında fotoğraflarda bir nokta gibi gözüküyoruz. Etiyopyalı bir kadın, Brezilyalı bir çocuk, Taylandlı bir kadının yüzlerinin yanı sıra Papua Yeni Gine ve Kuzey Avrupa’dan iki adamın yüzleri de var. Sanatçı beş farklı kıtanın da karakteristik yerli yüzlerini resmetmiş.

Rio maceramız burada bitiyor. Rio’ya geleli 1 ay kadar oldu. Yine de bize yetmedi. Rio’yu dolu dolu yaşamak için keşke daha fazla zamanımız olsaydı.

Sao Paulo’ya sadece 20 Brezilya reali yani 80 TL'ye aldığımız ucuz kampanya biletlerimizi kullanarak geri dönüyoruz ve Sao Paulo’dan İstanbul’a THY ile aktarmasız uçuşumuz başlıyor. 1 yıl boyunca Güney Amerika’daydık. Bakalım Türkiye’de biz yokken neler olmuş.

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar