GELECEKTEN GELEN SEOUL

 

Güney Kore Türkiye’den vize istemiyor. Ancak son yıllarda pek çok Türk vatandaşının Kore’ye gitmesi nedeniyle online bir vize türü olan K-ETA uygulaması getirilmiş. K-ETA için internetten form doldurup internet üzerinden 10 usd ödüyorsunuz. Başvurunuz onaylansa bile ülkeye girişinizde sizi sorgulamaya alabiliyorlar. Biz bir sorun yaşamadık. Ancak yaşayan arkadaşlarımızdan edindiğimiz bilgilere göre, dönüş biletinizi, otel rezervasyonunuzu isteyip ve hatta banka hesap dökümlerinize kadar sorabiliyorlarmış. Bize üç yıl vize verilmiş ve her sene 90 gün kalış hakkınız bulunuyor.


Hanoi’den Seoul’a aldığımız uçak biletimizi Vietnamlı arkadaşlarımızın önerisiyle Vietjet Havayolları’ndan aldık. Bilet kişi başı 2.500 TL tuttu. Dikkat etmeniz gereken en önemli nokta ise bagaj hakkınızın 7 kg olması. 7 kg’yu geçerseniz maalesef ücret ödemek zorundasınız. Eğer  bagajınız 7 kg dan fazla ise biletinizi alırken bagaj hakkı satın almanızı öneriyoruz. Ücret yarıya düşüyor.

Seul’da ilk günümüz gelecekten gelen Güney Kore başkentinin lüks yaşam tarzına şaşırmakla geçti. Bizim için Korelilerin yepyeni ve marka kıyafetleri, köşe başı alışveriş ve kozmetik merkezleri Vietnam’ın salaş hayat tarzından sonra farklı bir yaşam tarzı oldu. Güney Kore’nin tüketim alışkanlığı ve alışverişe olan tutkuları bizi rahatsız etti desek doğru olur. İlk dikkatimizi çeken Güney Kore’nin çöp konusundaki duyarlılığına karşın her yerde biriken çöpler oldu. Çöpler günde bir kere ve her gün aynı saatte toplandığı için öylece sokaklarda bekliyor. Burada hükümet çöp ayrıştırmayı zorunlu kılmış. Renkli poşetler size plastik, kağıt, cam ve teneke kutu ayrıştırması için bilgi verecektir.  Yine Koreli arkadaşlarımızdan aldığımız bilgiye göre, eğer Güney Kore’de yaşıyor ve çöp ayrıştırması yapmıyorsanız size cezai işlem uygulanıyor. Rahatsız edici bir diğer nokta ise her yerde kameraların olması. Tuvaletlerde bile olan mikro kameraları bulmak için saatlerinizi vermeniz gerek.

Gelelim ilk izlenimlerimizin pozitif olanlarına: Seul çok rahat bir şehir. Güvenle yürüyebileceğiniz, eşyalarınızı bir yerde unutsanız bile saatler sonra aynı yerde eşyalarınızın sizi beklediğini göreceğiniz bir yer. Büyük şehir olması ve aradığınız her şeyi kolaylıkla bulabilmeniz de cabası. Kore yemeklerine bayıldığımızı da söylemeden geçmeyelim. Ancak acı sevmiyorsanız Kore mutfağı sizi zorlayabilir. Her yemekle mutlaka Kimchi tüketen Koreliler bizim damak tadımıza yakın olan beyaz ve sarı lahana turşularını bol acı tüketmeyi tercih ediyorlar. Marketlerden yiyecek alırken veya restoranlarda az acılı Kimchi de sorabilirsiniz.

Seul geleneği kaybetmiş modern bir şehir. Ama yine de geçmişin izlerini bulabileceğiniz saraylar şehri kuşatmış. İlk günümüzde Cheonggyecheon bölgesini gezmeye karar verdik. Hemen kişi başı 3.000 Kore won T-money ulaşım kartımızı alıyoruz. Convenience Store dedikleri GS-25ten temin edebileceğiniz bu kartlar size %10 indirim sağlıyor. Metro ve otobüslerde karınız yoksa binmeniz de imkansız. Tek yön kartlar alırsanız sizin için pek de kârlı olmayacaktır. Metro ağını kullanarak Seul’un ünlü su yoluna geldik. Cheonggyecheon 6 km uzunluğunda! Hepsini yürümek imkansız. Bir kısmını yürüyerek büyük balıklar, ak balıkçıl kuşlarını gözlemliyoruz. Gençler bu yolun iki tarafında bulunan merdivenlerde oturarak sohbetler ediyorlar. Bu bölgeye geliyorsanız biraz yürümeyi göze almalısınız. Öyle ki, turistik aktiviteler birbirine çok yakın. Zaman kaybetmeyip Gyeongbokgung Sarayı’na doğru yürüyoruz. Salı günleri kapalı olan sarayın ziyaret saatleri 09:00-18:00. ‘Işıyan Mutluluk’ anlamını taşıyan saray, Joseon hanedanının resmi sarayı olarak inşaa edilmiş. Güney Kore’de sıklıla adından bahsedilen hanedanlık 1392-1897 arasında yaşamış Güney Kore krallığı. Modern Kore’nin temellerini atan Joseon Güney Kore’nin yapı taşı.

Eski Seul Belediye Binası yanında bulunan Seul Metropolitan Kütüphanesi’ne uğrayarak kitaplar arasında kayboluyoruz. İçeride saatlerinizi harcayabileceğiniz devasa kütüphanenin açık hava kitap okuma alanında da çimlerin üzerinde pufidik koltuklara gömülerek okumalar yapabilirsiniz.

Hızımızı alamayıp yine aynı gün Changdeoukgung Sarayı’nı ziyaret ediyoruz. Şansımıza tam da nöbetçi değişim töreni gerçekleşirken sarayın kapına varmış bulunuyoruz. 20 dakika süren tören Salı günleri hariç her gün 10:00-14:00 arası gerçekleşiyor.

Eve dönüş yolundayız. T-money kartımızı her kullandığımızda otobüslerden inerken ve metrodan çıkarken iade paramızı almayı unutmuyoruz.

Bugünkü planımız Dongdaemun Tasarım Plaza ve çevresi. Iraklı mimar Zaha Hadid tarafından tasarlanan neo-fütüristik tasarıma sahip plaza aklınızı başınızdan alan gerçek üstü bir yapı. Plazanın içine özenle yerleştirilmiş kozmetik dünyası masalsı bir bahçede ünlü markaların buluşmasıyla göz doldurmuş. Çeşitli sergilerin de yer aldığı plazada bir gününüzü rahatlıkla geçirebilirsiniz.

3.günümüzde saatlerce yürüyerek Hongdae’nin genç kültürünü, K-pop gösterilerini, sokak yemeklerini ve ünlü kozmetik marketlerini gezdik. Hongdae performansların yer aldığı sokaklarıyla bar, kafe ve publarıyla gençler için cazip bir destinasyon. Metroda Hongik Üniversitesi durağından çıktığınızda karşınıza çıkacaktır. Güney Kore’nin ünlü atıştırmalık dükkanlarına uğrayıp kendimizi abur cubura boğuyoruz. Bugün Tteokboki denedik. Pirinç kekleri ve bol baharatlı gochujang sosuyla pişen bu ünlü sokak yemeğini tüm Güney Kore’de bulabilirsiniz.

4.günümüzde COEX alışveriş merkezi içinde olan Starfield Kütüphanesi’ne gidiyoruz. 50.000 kadar kitabın bulunduğu kütüphane Gangnam bölgesinde yer alıyor. Seul’un Gangnam bölgesini ünlü yapan ve zengin, israfçı hayat tarzını eleştiren Gangnam style şarkısından sonra Gangnam’ın modern merkezleri, gökdelenleri, tasarım markaları, tarz barları, pahalı restoran ve kafelerini görüyoruz. K-star yolunda Gangnam bebekleri ve eğlence şirketleri birkaç sokak ötede farklı bir Gangnam görmemizle bize lüks hayatın unuttuğu Güney Kore’yi hatırlatıyor. Güney Kore’deki gelir ve yaşam eşitsizliğini en iyi gözlemleyebileceğiniz bölgelerden biri olan Gangnam gösterişli hayat tarzından sokak tarzını benimseyen fakir halka kadar çeşitli kesimleri bir araya  getirmiş. Bu yüzden bölgede Kore’de sıklıkla göreceğiniz ‘No Brand’ adında zincir mağazayı da bulabilirsiniz. Ürünler markasız ve ‘No Brand’ yarı fiyatından çok daha aza alacağınız yiyecekler, mutfak eşyaları, kozmetik ile dolu.

Başkent Seul’da resmen yaşıyoruz. Yaklaşık 3 hafta burada olacağız ve Seul’u Seullular gibi deneyimlemek için altını üstüne getirmeye hazırız. Bugün Noryangjin balık markete gideceğiz. Asıl amacımız Korelilerin ahtapottan farklı bir balık türü olduğunu iddia ettikleri, turistlerin ise bebek ahtapot diye bildiği balık türünü nasıl canlı yediklerini görmek. Ama ne yazık ki öğrendiğimiz bilgiye göre, canlı yenilen bu balık Korelilerin geleneksel içkileri olan pirinçten yapılan Soju (bir çeşit votka gibi tadı) içildikten sonra akşam yeniliyormuş. Umudumuzu kaybetmeyip balık markette ilginç neler bulabiliriz diye baktığımızda dev yengeçler görüyoruz. Kilolarca alınan dev yengeçler sanki bir masaldan fırlamışçasına gerçek üstü. İki katlı, oldukça büyük bir market yeri olan Noryangjin’in üst katında balık restoranları da bulabilirsiniz.

Eve döndüğümüzde Koreli ev arkadaşımız bizi başka bir geleneksel Kore içkisi olan Makgeolli yani Kore pirinç şarabı ile karşılıyor. Fermente edilmiş bir içki olan Makgeolli bulutlu bir görünüme sahip. Dibe çöekelen kireçli çökelti ve hafif tatlı tadı bu içkiyi rahat içilebilir kılıyor. Tadı tek kelimeyle enfes! Hatta bize biraz kefiri çağrıştırdı desekJ Makgeollinin pek çok çeşidinin satıldığı marketlerde ilk görenler için bu süt beyazı içkiyi süt ürünleriyle karıştırmamak çok zor.

Bu akşam Sincheon busking caddelerini gezeceğiz. Bölgede çalışan halktan insanların performans düzenlediği Sincheon gençelere cesaret aşılıyor. Yine de sesi kötü olan bir performans sanatçısı veya dansına anlam veremediğiniz birini izliyor olmanız söz konusu. K-pop kültürünün gençler için vazgeçilmez adresi Seul’da gece sabaha kadar devam ediyor. Genç erkeklerin de makyaj yapıp, saçlarını rengarenk boyattıkları K-pop öncüleri ve takipçileri sokakları doldurmuş.

Sırada gurme turumuz var. Namdaemun sokak marketinden başlıyoruz. Seul’un yemek marketlerini 2 güne yaymaya karar verdik. Karnımız aç yola çıkıyoruz ve sokak yemekleri günü için hazırız. Öğlen Koreli arkadaşımızla bir restorantta Kore usulü Dakgalbi, baharatlı tavada kızartılmış tavuk, marine edilmiş gochujang sosu içinde tatlı patates, lahana, perilla yaprakları, yeşil soğan, pirinç keki karıştırılarak yapılan bir Güney Kore yemeği. Kore tarzı restoranlardaki ocakların içinde masanızda önünüzde pişiriliyor. Sıcacık sunulan Dakgalbi’ni biz çok beğendik. Güney Kore’ye gelirseniz bu geleneksel lezzeti kaçırmayın. Öğlene kadar yediğimiz hafif tatlı atıştırmalıklar listesi uzun. Çeşitli tahılların unlarından, yapışkan veya yapışkan olmayan pirinçten dövülerek veya kızartılarak yapılan Tteok pirinç keki; 19. yy’da Çin’de ortaya çıkan ve tarçın, esmer şeker, bal, fıstık ile hazırlanan Hotteok (Kore pankeki); kabak, tatlı patates, havuç, yeşil soğan karışımı Kore sebzeli krep diye adlandırabileceğimiz Yachajeon oldu. Bunların arasından bir tek Tteok damak tadımıza pek uymadı. Birkaç hafta sonra bir arkadaşımızın evinde denediğimiz modernleştirilmiş tarifiyle içi marmelatlı Tteok’u ise daha çok beğendik.

Eve vardığımızda akşam mikrodalgada Kore mantısı diyebileceğimiz bol acı Kimchi bulunan Mandu’muzu yiyiyoruz. Mandu’nun pek çok çeşidi var. Etli, tavuklu, balıklı ve sebzeli çeşitlerini bulabilirsiniz. Haşlayarak veya kızartarak tüketebilirsiniz. Kore kraliyet sarayı mutfağının göz bebeği olan Mandu bugün sokak yemekleri ve markette donmuş gıdalar arasında yerini almış bulunmakta.

Seul’da son market günümüzde Gwangjang markete uğruyoruz ve bugün Gimbap yiyerek günü açıyoruz. Gimbap size bir sushi türü gibi görünebilir. Ama Korelilere Kore sushisi dediğinizde kesinlikle kızacaklardır. Deniz yosununun kurutulmuş yapraklarına sarılmış pişirilmiş pirinç ve pek çok malzeme ile çeşitlendirilebilen gimbap danmuji (beyaz turp turşusu) ve kimchi (özellikle Çin halanasından yapılan bir çeşit turşu) ile tüketiliyor. Öğle yemeğimizde ise sağlıklı bir salatayı andıran havuç, salatalık, kabak, fasulye filizleri, mantarlar ile ısıtılmış tencerede servis edilen Gochujang, susam yağı, susam, pirinç sirkesi, şeker, sarımsak baharatlı sosu ile tercihen kızarmış yumurta veya sığır etiyle sipariş verebileceğiniz Bibimbap yiyiyoruz.

Akşam yemeğimiz Koreli arkadaşımızın bizi Kore usulü kızarmış tavuk davetiyle sonlanıyor. Meze, tuz, şeker, diğer baharatlarla tatlandırılan kızarmış tavuk üzeri yangnyeom sosuyla kaplanıyor. Tercihen turp turşusu ve bira ile tüketiliyor.

Seul’da kalan son iki günümüzü gece hayatı ve dinlenmeye ayırıcağız. Seul’un 24 saat yaşayan bir şehir olduğundan bahsetmiştik. Gece turumuzu Itaweon bölgesinde yapmaya karar verdik. Itaweon Kore barbekü restoranları, lüks bistroları yanında sokak yemekleri, Türk kebapçılar ile dolu kozmopolit  yemek ve gece mekanı olarak biliniyor. DJ performansları, bar ve pubları ile ışıl ışıl Itaweon sanki haftanın her günü kalabalık olduğuna dair bir izlenim yaratıyor. Gecenin sonunda Seul’da adım başı görebileceğiniz şipşak fotoğrafçılarda kendimizi buluyoruz ve kapanışı yapıyoruz.


Son günümüzü dinlenmeye ayırdık. Sıradaki Güney Kore şehrimiz dördüncü büyük şehir olan Daegu şehri.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar