BİR RÜYA OLMALI: ARTVİN

Karadeniz’in yeşili tabii ki Artvin’i de vurmuş. Ama Doğu Karadeniz bir başkaymış. Artvin’de ilk günlerimiz Şavşat’ın Yavuzköy’ünde geçiyor. Yavuzköylü arkadaşımızda birkaç gün geçiriyoruz. Çam ormanlarıyla çevrili eşsiz güzellikte bir masalı yaşıyoruz. Merkeze 71 km uzaktayız. Eski Adı Gürcüce ‘Mamanelis’miş. Ki bundan sonraki durağımız Batum, Gürcistan. Gürcistan’a otobüsle Hopa’dan sadece 1 saat uzaktayız. Artvin merkezi sonraya bırakıp hemen Yavuzköy Seyir Tepesi’nden yeşil vadilerle çevrili manzaraya açılıyoruz. Buraya otostop çekip geldik. Artvinliler pek bir dost canlısı. Şu ana kadar en hızlı otostopta bizi arabaya alanlardı demeli. Ardından Şavşat Evi’ne gidiyoruz. Burası geleneksel ahşap evlerin güzel bir örneği bir restoran. Burada Karadeniz bölgesine özgü lezzetli bir hamur işi olan ‘kaygana’yı deniyoruz.

Sonradan öğrendiğimize göre, her yıl yaz aylarında düzenlenen Artvin’e özel geleneksel boğa güreşleri biz geldikten iki gün sonra bitmiş. Moral bozmak yok. Gezerken her şeyi aynı anda görmek mümkün değil. 1925’te adı Yavuzköy olarak değiştirilen eski Mamanelis’ten kalma Mamanelisi Kalesi’nin duvar kalıntılarını gördük.

Biz Şavşat Karagöl’ü değil de Borçka Karagöl’ü görelim dedik. Haydi yine bir otostop. Bu defa merkezde kalıyoruz. Şanslıyız. Çoruh Üniversitesi Seyitler Kampüsü’nden akademisyen bir arkadaşımız bize evini açtı. Ama ne üniversite! Manzarası sanki tatildeymişsiniz hissi uyandırıyor. Maalesef, Karagöl’e vardığımızda yoğun sis gölün üstünü kaplamış. Bir adım atayım deseniz suyu görmeyip içine düşersiniz. O kadar yoğun sis var. Ama bu sisli havada buraya gelmek de güzel. Gizemli bir hava var ortalıkta derken yarım saat bir saate sis azalıyor. Karşı kıyıyı tam göremesek de şöyle bir çevreyi gördük ve Artvin sevenlere biz de eklendik. Hatta hayran kaldık demeliyiz. Burası 19.yy da gelişmiş bir heyelan gölü. Kayın, ladin, göknar gibi yoğun ormanlarla çevrili. Tertemiz bir doğa. Çevrede kamp ve piknik alanlarının olması da bu güzel doğaya ayrı bir özellik katıyor. Herkes bu güzellikten faydalanabiliyor.

Artvin merkezde Atatepe manzarasıyla (Türkiye’nin en büyük Atatürk heykeli 22m) şehre bakıyoruz. 10.yy da Gürcüler tarafından inşaa edilen Artvin Kalesi’ni uzaktan gördük. Çoruh Nehri’nin yanından arabayla geçtik. Bir de Osmanlı döneminden kalma Artvin Kültürevi’ne gidiyoruz. Üç katlı yapının tavan ahşap işçiliği dikkat çekiyor. Selvi ağacı motifleri Osmanlı kültüründe ‘hayat ağacı’ olarak kabul edilmiş. Servi ağacını sık sık gördük. Burda bir Kuymak yiyiyoruz. Mısır unu, tereyağı ve peynir ile hazırlanan kuymak bir sonraki Gürcistan gezimizde sıkça karşımıza çıkacak. Şimdi otostop zamanı! Önce Hopa’ya, oradan dolmuşla 18km ilerideki Sarp sınır kapısına ve işte Gürcistan’dayız!

Ama demedi demeyin. Bavul ticareti inanılmaz artmış. Bize duty freeden paket paket ürün almanızı isteyen Gürcüler çıktı. Kıramadık. Sonradan anladık ki böyle böyle 20-30 kişiye sormuşlar. Aman bir daha böyle işe bulaşmayız dedik. Neyse geldik Batum’a.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar