GELDİK
Mİ KAOSA? BATUM
Batum’a
Sarp sınır kapısından geldik ama Artvin aklımızda kaldı. Batum da bizim için Karadeniz’in
devamı gibi oldu. Turistik, kültürel ve ekonomik açıdan Gürcistan’ın önemli
şehirlerinden olan Batum bizim için kaosun adresi. Şehir turistik alanlar dışında
çok dağınık ve ilk izlenim olarak, Gürcüler bize pek de yardımcı olmuyorlar.
Yol sorduğumuzda omuz silken ve yüksek sesle konuşan, hatta kavga eder gibi
konuşan bir halk.
Batum, Gürcistan'ın Özerk Cumhuriyeti Acara'nın başkenti ve Karadeniz kıyısında önemli bir liman. Gürcüleri Lazlari Ermeniler, Türkler gibi birçok etnik gruba ev sahipliği yapıyor.
Gürcistan’a
vizesiz ve pasaportsuz sadece kimlik kartınızla girebiliyorsunuz ama biz yine
de pasaportunuzla gelmenizi öneririz. Herhangi bir sorun olduğunda derdinizi
kimseye anlatamıyorsunuz. Karnımızı doyurmak için yemek ararken Hinkali yani
Gürcü mantısı ile tanıştık. 3 tanesi size doyurmaya yeter. O kadar büyükler ki
içindeki suyu çorba gibi içip öyle yiyiyorlar. Çok hamurlu bizim damak tadımıza
pek uymayan bir mantı çeşidi oldu.
Batum’a
pek ısınamadığımız için Gürcülerin tatil gözdesi olan Kobuleti’de kalmaya karar
verdik. Batum’a yaklaşık 25-30 km uzakta ve yol Batum merkezden kalkan minibüslerle
(marşrutka) sadece 30-40 dakika sürüyor.
Kobuleti
sempatik bir sahil kasabası. Ama Karadeniz olması yüzünden denizi bizim için
pek de özel diyemeyeceğiz. Sahilleri çakıl ve kum karışımı ve uzun sahil şeridi
boyunca akşamüstü yürüyüşleri yapıp güneşi batırabilirsiniz. Buradayken günümüzü
değerlendirip Kobuleti pazarına gidiyoruz. Tadını çok beğendiğimiz Haçapuri
Gürcü mutfağının baş tacı. Sonradaki Gürcistan gezilerimizde bulabildiğimiz tek
şey Haçapuri olunca maalesef bu güzel tattan bıktık. Haçapuri bir çeşit
peynirli pide. İçine bol peynir koydukları enfes bir tat.
Bir
marşrutkaya atlayıp Batum bulvarına varıyoruz. Deniz kenarında uzun bir yürüyüş
yolu var. Şehrin popüler Ali ve Nino heykeline kadar yürüyoruz. Heykel Ali ve
Nino’nun trajik aşk hikâyesini anlatıyor. Azerbaycanlı Müslüman bir erkek ve Gürcü
Hristiyan bir kızın aşkı anlatılıyor. Heykeller her gün akşam saatlerinde
hareket ediyorlar. Birbirlerine yaklaşıp buluşup birleşip iç içe geçip
ayrılıyorlar. Gürcistan’ın çok kültürlü yapısına göndermeler içeren bu başyapıt
farklı milletler, inançlar ve kültürler arasındaki aşkı temsil ediyor.
Bu
hüzünlü manzaradan sonra yakında bulunan Alfabe Kulesi ve dönme dolabı ziyaret ediyoruz.
Gürcü alfabesinin 33 harfi, DNA sarmalı şeklinde yükselen yapıya spiral olarak
yerleştirilmiş. Dil ve milletin kimliğinin genetik bir parçası olduğunu
simgeliyor. Kulede bir gözlem katı ve dönen bir restoran var. Biz çıkmayı
tercih etmiyoruz. Manzara kıyıdan da gözlemlenebiliyor ve çok güzel.
Ardından
Piazza Meydanı’na yöneliyoruz. Avrupa tarzı mimarisi, kafeleri ile Gürcistan’ın
Avrupa hasretini gösteriyor. Gürcistan M.S. 4.yy da Hristiyanlıkla erken
tanışmış. Bu yüzden Avrupa kültür ve
dini mirasının bir parçası olduğunu düşünüyor. Gürcü halkı kendini Orta Doğu’dan
değil Avrupa’dan sayıyor. 1991’e kadar Sovyetler Birliği’nin bir parçası olan
Gürcistan, Sovyetler dağıldıktan sonra Rusya’nın etkisinden uzaklaşmak, Avrupa’ya
yaklaşarak bağımsız kimliğini güçlendirmek istedi. Bu meydanda sanki İtalya’daymışsınız
gibi hissediyorsunuz. Piazza Meydanı Avrupa Meydanı’na çok yakın ve yürüyerek
oraya geçiyoruz. Avrupa Meydanı Gürcistan’ın Avrupa ile politik ve kültürel
bağlarını simgeliyor. Meydanın ortasındaki Medea heykeli Antik Kolhis Kraliçesi
Medea’yı temsil ediyor ve elinde altın postu tutuyor. Bu mitolojik figür,
Gürcistan’ın antik çağlardan beri Avrupa ile olan tarihi bağlarını simgeliyor.
Meydanın etrafında Prag’daki meşhur astronomik saate benzeyen astronomik saatli
bina var.
Batum’u
1 günde gezeceğiz. Hızla Eski Batum’a yöneliyoruz. Osmanlı, Rus ve Avrupa
etkilerini bir arada görüyoruz. 1866 da Osmanlılar döneminde inşaa edilen Orta
Camii hâlâ burada. Yahudi sinagogu, küçük Ortodoks kliseleri bu bölgede yer
alır. 1865’te inşaa edilen Batum Ortodoks Katedrali, 1873 Ermeni Apostolik Klisesi,
1800 ler sonu Aziz John Katolik Klisesi Gürcistan’ın tarihine ışık tutar.
Gürcistan
seyahatimiz boyunca, Gürcü şarap kültürünü deneyimleyebileceğimiz şarap rotalarından
geçeceğiz. Ama şimdilik Wine Room Batumi’ye ve Gvinis Karkhana Wine Factory’e
gidip küçük bir tadım yapıyoruz. Qvevri (toprak küplerde yapılan)
şaraplarınının tadımını şarap rotalarına bıraktık. Gürcistan’ın ünlü kırmızı
üzümü Saperavi ve beyaz üzümü Rkatsiteli’yi deniyoruz. Gürcistan dünyanın en
eski şarap kültürüne sahip ve bu 8000 yıllık bir tarihi içeriyor. Burası
şarabın anavatanı!
Gürcistan’ı
tanımaya kararlıyız. Her ülkeye aynı muameleyi gösteriyoruz. Sadece turistik
şehirlerini değil, elimizden geldiğince köy ve kasabalarını, pek gözde olmayan
şehirlerini de geziyoruz. Buradan yolculuk Rioni Nehri kıyısındaki eski şehir
Kutaisi’ye!
Yorumlar
Yorum Gönder