HİÇ BİLMEDİĞİMİZ AĞRI ve IĞDIR

İran’dan Hakkari’ye girdik ama belirtmekte fayda var, Ağrı’nın da İran ile sınırı var. Gürbulak sınır kapısı aracılığıyla önemli hâle gelen sınır ticaretinde büyük rol, Ağrı’nın ekonomisinin tarım ve hayvancılığa dayanması. Hepimizin coğrafya derslerinde öğrendiği Türkiye’nin en yüksek dağı 5137 m ile Ağrı Dağı karşımızda yükseliyor. Ağrı; Urartular, Persler, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılara ev sahipliği yapmış oldukça eskilere dayanan bir yerleşim yeri.

Biz Ağrı’da gezilecek Meteor Çukuru, Balık Gölü ve Ahmed-i Hani Türbesi’ni göremiyoruz. Ama mimari güzelliği ve tarihi ile dillerden düşmeyen Doğubayazıt, İshak Para Sarayı’na gidiyoruz.

366 odalı bu büyük kompleks; saray avlusu, selamlık, harem, camii, divan, cephanelik ve zindan, mutfak ve fırın, hamam gibi pek çok bölüm içeriyor. Dönemine göre ileri mühendislik kabul edilen hamam ve ısıtma sistemi jeotermal altyapıyla desteklenmiş. Çeşitli mimari stillerden etkilenen sarayda; giriş kapısı ve pencere süslemeleri Selçuklu taş işçiliği, İç mekanlar Pers etkisi taşıyan süslemeler ve kemerler, harem Osmanlı etkisi, sarayın dönemsel mimari geçişini gösteren Barok ve Rokoko tarzı süslemeler boy gösteriyor. Çok kültürlü Anadolu tarihi için eşsiz bir örnek olan İshak Paşa Sarayı’na müze kartımız ile ücretsiz girdik. Saraydan Ağrı Dağı manzarasını izlemek de ayrı bir keyif veriyor.

Ağrı’dan Iğdır’a geçiyoruz. Yol 2 saat sürüyor.

Iğdır, 1992 yılı öncesinde Kars’a bağlıymış. Azerbaycan ve Ermenistan’a komşu Aras Nehri’ne kuzey sınırında selamlayan, Türkiye’nin en doğusundaki ilimiz. Biz gittiğimizde her yer kayısıydı. Iğdır’da kayısıya doyduk demeli. Buraya gelip binlerce yıllık geçmişe sahip Tuzluca Tuz Mağaraları’nı, Karakoyunlu dönemine ait eski Türk kültürünün izlerini taşıyan Koçbaşı Mezar Taşları ve Karasu Yaylası’nı da gezmeliydi. Ama İsrail-İran çatışmalarından nasibimizi aldık. Çok yorgunuz.

Bizi Iğdır’da konaklamaya ın asıl gündem buradaki Aralık ilçesi ve köylerinde yaşayan Şii’lerin Aşura günü ve Muharrem Ayı boyunca gerçekleştirdiği yas ve matem törenleri sırasında yapılan geleneksel bir ritüel. Bu ritüelin amacı, Kerbela Olayı’nda şehir edilen Hz. Hüseyin ve yoldaşlarının acısını hissetmek ve yasını tutmak.

Bizim için izlemesi çok zor olan bu ritüel, pek çok Şii topluluk için artık kan bağışı gibi daha sembolik yollarla tutulan bir yasa dönüşmüş.

Son akşamımızda Iğdır’ın merkezinde çarşısını, kafelerini geziyoruz. Samimi, güven dolu bir ortam var. Küçük ama misafirperver Iğdırlılara teşekkür edip Kars’ı atlayarak Artvin’e geçeceğiz. Kars’ı kış mevsimine bıraktık. Öyle ya, Karslı arkadaşlarımız kışın bir başka güzel diyerek aklımızı çeldiler. Karadeniz’de görüşmek üzere.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar