SAVAŞTA ŞANS BİZDEN YANA-KORUNAKLI YEZD ŞEHRİ

İran-İsrail çatışmaları şiddetini arttırırken Yezd şehrinde birkaç gün geçirmek bize çok iyi geldi. Şehrin kendine has İslam mimarisi ile karışık Zoroastrian mimarisi çöl mimarisiyle karışınca Yezd gözde İran şehrimiz oluyor. Labirent gibi dar sorkakları, kerpiç evleri, rüzgâr kuleleri ile başka bir dünyada hissettiriyor. Kendimizi Ali Baba ve Kırk Haramiler’in içinde çöl evlerinde saklanırken, hırsızların işaretlediği Ali Baba’nın evinde konaklarken buluyoruz. “Açıl susam açıl” diye bir gün başlıyor, bir gün bitiyor ve bu şehir bize savaşta olduğumuzu unutturuyor. Hiç korkumuz kalmadı. Sanki burada aylarca yaşasak, yine de Yezd’e doyamayacağız. Tek sorun sıcak. Çöl sıcağı ve başörtüsü birleşince özellikle kadınlar için zor olabiliyor. Her şeye rağmen, 5000 yıldan uzun bir süre önce insanların yerleştiği Yezd, Marco Polo gibi kaşiflerin geçtiği önemli bir ticaret merkezi ve eski İpek  Yolu üzerinde hatırı sayılır bir geçmişe sahip. Bu şehre konuk olmak bizim için büyük bir onur.


Tarihi 5.yy a uzanan Yezd, İslam öncesi dönemde Zerdüştlük inancının merkezi olmuş. Hatta Arap fethinden sonra bile uzun süre Zerdüşt inancını korumuş. Hatta şehirde hâlâ Zerdüşt inancına mensup insanlar yaşıyor.

Sokaklar sessiz, tek turist biziz. İnsanlar  belki sıcaktan belki de olası çatışmaların büyümesinden tedirgin, dışarı çıkmıyorlar. Biz bu şehri yaşamaya gelmiş savaş mağduru iki turistiz. İlk günümüz Amir Chakhmaq Kompleksi’ne gidiyoruz. 15.yy da inşaa edilmiş kompleks, Şii Müslümanların aşura törenlerini düzenlediği Tekiye bölümünü içinde bulunduruyor. Burası şehrin merkezinde, büyük bir meydan, cami ve su deposu içeren büyük bir alan ve trafiğe kapalı. Şehrin sosyal ve kültürel kalbinin bulunduğu yer. Hemen yanında su müzesi var. İran’ın su mühendisliği tarihine ışık tutuyor. Çölde suyun nasıl yönetildiğini, yer altı kanalları qanat sistemini öğrendik. Su sarnıcı (Ab Anbar) çölde suyu saklamak için kullanılan geleneksel su deposu. Kompleksin çevresinde geleneksel Yezd çarşısı yer alıyor. Burada yok yok. En güzeli İran tatlıları. Hemen bir geleneksel Yezd pişmaniyesi alıyoruz. Şii inancın Kerbela olayının anmaları bu komplekste yapılıyor. Geleneksel İran hamamı ve Timurlular döneminden kalma Amir Chakmaq Camii da bu komplekse dahil. Eve dönüş akşamı buluyor ve gündüz çıt çıkmayan şehir doldu taştı. İnsanlar güneşin batmasını bekliyorlarmış.

Akşam saatlerinde İran’ın geleneksel sporu olan Zurkhaneh izlemeye ‘Saheb a Saman Zurkhaneh’e gidiyoruz.  Farsça bir kelime olup “güç evi” veya “kahramanlar evi” anlamlarına gelir. Canlı müzik ile yapılan spor, zarb (İran davulu), morshed (rehber) katılımcılara dualar ve epik şiirlerle eşlik eden ve müziği çalan kişi, mızrak çevirme (mil), halter çevirme (kabade), dönme, esneme, şınav gibi hareketlerle devam eder. Amaç fiziksel güç, maneviyatı sağlamak, tevazu, cesaret ve alhaki gelişimdir. Zurkhaneh sporcularına pahlevan denir. Bu kişiler güçlü ve erdemli, yardımsever, toplum içinde saygı gören bireylerdir. Tarihi kökenleri Zerdüşt, Mitraizm, İslam tasavvufu gibi çeşitli kültür ve inanç sistemlerine dayanır. Sasaniler dönemindeki savaşçı eğitimlerine kadar gider. İslam sonrası da dervişlerle birleşerek günümüzdeki manevi yönünü almıştır.  İran’da hâlâ etkin olan Zurkhaneh’ler Türkiye, Azerbaycan, Afganistan gibi ülkelerde de benzer geleneklerin görülmesine neden olmuştur. Yüzyıllardır yapılan bu spor şimdiki fitness hareketlerinin nereden geldilği hakkında bizi düşündürdü. Şaşkın bir şekilde eve döndük.

Savaş etkisini arttırıyor, biz hâlâ Yezd şehrindeyiz. Sabah kalkınca ilk işimiz haberlere bakmadan eski kente gidip tarihi Yezd kahvesi içmek oluyor. Yazdi kahve Qajar dönemiyle bağlantılı. 400 yıllık bir geçmişe sahip. Bize pek şekerli gelen kahvenin içinde kakule, zencefil, tarçın ama en önemlisi gül suyu var. Kahveden sonra geleneksel evleri ziyaret edip Alexander Hapishanesi’nin yolunu tutuyoruz. 13.yy da medrese olarak inşaa edilen bu yapı, Hafız’ın şiiri ile bir halk efsanesine dönüşerek Makedon Kralı Büyük İskender’in bir cezaevi inşaa ettiği yer olarak anılmaya başlanmış. Yapının avlusunda derin bir kuyudan oluşan çukur bulunur. Burası su temini sağlar ve serin  bir ortam yaratır. Halkın zindan olarak yorumladığı yer burasıdır.

Eski kentin dar sokakları bizi Lariha evi müzesine yönlendiriyor. Ne yazık ki savaş nedeniyle pek çok turistik yer ziyarete kapalı. 1860’lar Kaçar Dönemi’nden kalma, İran İslam çöl mimarisinin en güzel örneklerinden olan bu evi görmeyi çok istemiştik. Yine de gördüklerimizle yetiniyoruz. Evinde kaldığımız arkadaşımız şansımıza eski bir Yezdi evinde yaşıyor. Yezd evlerinin mimari yapısını dışarıdan gözlemlemek mümkün. Kaldığımız evde de bir üyük bir meydan avlu var. Avlular etrafında yer alan odalar, sıva kabartmalar, ayna işleri, vitray camlar, kemer detayları dekorasyonun önemini gösterir. Avlunun mahalleden izole olması ise mahremiyeti sağlar. Aynı zamanda uygun ışık ve gölgelenme sunar. Avlunun ortasındaki simetrik havuz serinlik getirir ve su buharı ile havayı rahatlatarak doğal klima etkisi görür.

Kerpiç evler 2025’te olduğumuzu yalanlar gibi. Sokaklar o kadar sessiz ve güzel ki… Yezd şehrine bambaşka bir dünyadan girmişiz ve çıkamıyoruz, yolumuzu bulamıyoruz ama çıkmak da istemiyoruz. Sanki bu ülkeye bombalar atılmıyor. Sanki her yerde huzur, sanki herkes mutlu. Her gün yeni bir bilgi öğrendiğimiz güzel İran’a hayran kalmamak elde değil. Her yerde rüzgâr kuleleri bir kez daha Pers kültürünün yüceliğini gösteriyor. Mühendislik harikası olan bu kuleler, doğal soğutma sistemleri oluşturuyor. Dünyanın en eski soğutma sistemleri rüzgâr yakalayıcı olarak da biliniyor. Bunlar binaların üst kısmına inşaa edilen, 4 veya 6 veya 8 yöne açık pencereleri olan, havanın yönünü ve hızını kullanarak hava sirkülasyonu sağlayan yapılar. Serin esintiyi aşağı doğru çekerek iç mekâna yönlendiren sistem.


Aklımızda yüzyıllar ötesinden anılar, eve dönüyoruz. Yezd şehri ne kadar güvenli olsa da burada yabancıyız. Haberler gitmemiz gerektiğini söylüyor. Otobüsler dolu, benzin istasyonları dolu ve benzin bulmak zor. Özel araç ayarlamaya çalışıyoruz. İran’da benzinin ucuz olması yüzünden taksiler çok uygun. Sorun nereye gideceğiz. Yezd şehrinden Tehran’a gitsek çok tehlikeli. Bakü uçuşumuza haftalar var. Kaldı ki kara ve havayolları kapalı. Ülkemize döneceğiz. Van’dan veya Hakkari’den giriş yapmamız lazım. İranlı arkadaşlarımız bizim için seferber oluyor. Herkes tanıdıklarını arıyor. 2 gün sonra belki tanıdık bir taksi bizi ülkeden çıkarabilir.

Bu güzel şehirde 2 günümüz daha var. 12. yy da Selçuklu döneminde yapılan Jameh Camii’yi ziyaret ediyoruz. Çift katmanlı kubbesi, İran’ın en yüksek minaresi, çini mozaikler, turkuaz lacivert tonlar İran’ı aklımıza kazıyor. Maalesef Dolat Abad Bahçesi, Zerdüştlük Ateş Tapınağı, Sessizlik Kuleleri ve Yezd Kalesi’ni göremeden gidiyoruz. Ama Yezd’den ayrılırken yol üzerinde Ateş Tapınağı ve Sessizlik Kuleleri’ni gördük. İçimizde kalmadı. Kutsal ateşin sürekli yandığı Yezd Ateş Tapınağı 1500 yıldır ateşin sönmediği tapınakta bulunuyor. Ateş tanrısal bilgelik, doğruluğu temsil ediyor. Su ve ateşin iki kutsal element olduğu Zerdüştlük tapınakları  İran’ın tarihine ışık tutuyor.

Son günümüzde İranlı arkadaşlarımızla vakit geçirdik. Savaşlar gidenler için değil kalanlar için zor. Ama ülkesini çok seven İranlılar sağolsun bize savaşı hissettirmediler. İçlerinde hep bir umut, gözleri ışık dolu. İran'a yine geleceğiz. Şiraz, Persapolis, Kaşan, Meşhed, Kum, Hürmüz Adası, Keşm Adası, ve daha pek çok güzellikler aklımızda kaldı:( 

Arabamız geldi. Hakkari sınırından ülkemize döneceğiz. Yol zor olacak. Çünkü mola vermek için duramayacağız ve yol yaklaşık 30 saat sürecek. Benzin zor bulunuyor, kritik günlerdeyiz. Umarız her şey yolunda gider. Hakkari’den yazmak umuduyla…

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar